Yörelerimiz Memleketimiz yöreniz, Tatil Yörelerimiz ,gezilecek,Tatil,Kamp Var - Kamp Yeri, Çadırla kamp yapmak, Türkiye Kamp ve Karavan,Türkiye Tatil Yerleri Oteller, hoteller, rezervasyon, ucuz otel, turizm ,Otel Rehberi ,Gezi Tatil Köyleri, Ucuz Tatil ,Tatil Turları,
Akdeniz Bölgesinde,Antalya
ili merkez ilçesi sınırları içerisindedir. Sağlıklı orman dokusu ve
zengin bitki topluluğu örneklerinin ilgi çekici su ve kaya formlarıyla
bütünleştiği eşsiz bir doğal peyzaj özelliğine ve önemli özelliğini
meydana getiren Kurşunlu Şelalesi‘ ne sahip olması nedeniyle 394 hektarlık bölümü 1991 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.
Kızılçamın hakim olduğu alanda yer yer tek veya
küçük gruplar halinde doğu çınarı, defne, harnup, yabani zeytin, sakız
ağacı, sögüt ve incir ağaçları bulunmaktadır. Mersin, alıç, zakkum,
böğürtlen, yabani gül, sütleğen, ılgın, ladin, kermes meşesi, kekik,
yabani nane, kayıt, eğrelti ve sarmaşıklan alt florayı meydana getirir.
Su bitkilerinden ise (su üstü) topalak, su nanesi, kamış(su içi) su
avizeleri, iplikli yeşilalgler, (yüzer bitki) nilüferleri görmek
mümkündür.
Yabandomuzu, tilki, tavşan, sincap, yarasa, ibibik, ağaçkakan, üveyik, sazan, su kaplumbağası, yılan ve kertenkele Tabiat Parkı’ nın faunasını oluşturur.
Nisan-Aralık ayları arası parkı ziyaret için en
uygun dönemdir. Günübirlik piknik, doğada yürüyüşler ziyaretçilerin
yapabileceği uğraşılar arasındadır. Tabiat Parkı içerisinde ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacakları tesis mevcuttur.
Kurşunlu Tabiat Parkı, içinde konaklama imkanı yok. Ama Kemer, Belek ve Antalya bölgeye çok yakın; buralarda konaklayabileceğiniz çok güzel oteller bulunuyor. Antalya‘ da kalıp bölgeye günübirlik olarak gelebilirsiniz.
Kurşunlu Şelalesi
Kurşunlu Şelalesi, Antalya‘ dan 18 km. uzaklıkta ve Nilüfer Gölü doğal güzellikleriyle görülmesi gereken yerlerdendir. Bölgedeki akarsuların ortak amacı Akdeniz‘ e ulaşmaktadır. Bu amaçla Toros Dağlarının
yamaçlarından itibaren bazen yer üstünden ve bazen de yer altından
oldukça ilginç yolculuklar yaparlar. Bu sırada eşine ender rastlanır
güzellikte çağlayanlar oluştururlar. Bu çağlayanların sayısı 20′ den
fazladır. En güzelleri Antalya‘ nın 15 km. kuzeyindeki Düden Şelalesi 18 km. batısındaki Kurşunlu Şelalesi ve Manavgat‘ ın 3 km. kuzeyindeki Manavgat Şelalesi‘ dir.
Kurşunlu Şelalesi‘ ne su 18 metre yükseklikten dökülmekte ve küçük şelaleciklerle 7 adet küçük gölet birbirine bağlanmaktadır. Kurşunlu Şelalesi 2 kilometrelik bir kanyonun içinde kalmaktadır. Bu alan 1986 yılında park haline getirilerek ziyarete açılmıştır. Şelale
ve piknik yeri 33 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Piknik alanı
içinde; manzara seyir terasları, çocuk parkı, restoran, otopark,
gezinti patikaları, içme suyu, tuvalet vardır.
Kurşunlu Şelalesi, belki size Antalya Bölgesi içindeki, diğer şelaleler kadar büyük ve şaşırtıcı gelmeyebilir. Ancak bu küçük şelale etrafındaki Orman Bakanlığı‘ nca düzenlenen piknik alanı, şelaleden inen suyun akıp gittiği küçük bir derenin kenarında yer alan yaya gezinti yolu, bitki zenginliği yönünden, Antalya‘ nın en ilginç yerlerinden birisidir. Özellikle bu gezinti yolu üzerinde ve Bitki Tüneli olarak adlandırılan bu bölümde, kış hariç diğer mevsimlerde bin bir çeşit bitki türü dikkatleri üzerine çeker.
Kurşunlu Şelalesi‘ ne hemen yanında
yer alan piknik alanının kuzeybatısında yer alan merdivenlerden
inilerek ulaşılır. On metre kadar yükseklikten düşen su, aşağıda küçük
bir gölcük oluşturur. Bu küçük gölün batı yönünde çevre düzeni
çalışmaları sırasında restore edilmiş bir su değirmeni vardır.
Mevsimine göre, etrafı sık yeşilliklerle sarılmış bu küçük gölde, tatlı
su kaplumbağaları, yengeçler ve balıklar bulunur.
Kurşunlu Şelalesi‘ nin Piknik Alanı
ise; gürül gürül akan çeşmeleri, piknik bankları, düzenli çöp
bidonları, ızgaralı ocakları, oyun alanları ile size tam bir piknik
konforu sağlar.
1991 yılında emekli Cumhurbaşkanı Kenan Evren’ in teşvikleriyle milli parklar arasına girmiştir. “Şelale çok yönlü olmakla beraber “bitki tüneli ve 200 yıllık su değirmeni “Antalya‘ da görülmeden geçilmemesi gereken yerler arasına Kurşunlu Şelalesi‘ ni de katıyor. Antalya‘ ya gelipte görmeden gitmeyin sakın. Pişman olursunuuz. Manzara mükemmel, ortam mükemmel doğa sanatını konuşturmuş gerçektende.
Ulaşım
Kurşunlu Şelalesi‘ ne, Antalya‘ dan Aksu kasabası yönüne gidildiğinde, Antalya Havaalanı‘
ndan 3 km. kadar sonra, yol levhalarından da anlaşılacağı gibi, sola
sapılarak gidilir. 8 km’ lik asfalt yol, bahçeler ve tarlalar arasından
geçerek sizi, otomobil ile on-onbeş dakika içinde Kurşunlu Şelalesi‘ ne ulaştırır. Ulaşım, belediye otobüsleri ve minibüslerle sağlanabilmektedir.
İletişim
Adres : Kurşunlu Tabiat Parkı İşletmeciliği Aksu / Antalya Tel : 0 242 433 22 18 Faks : 0 242 433 23 27 Web Sietesi : www.kursunluselalesi.com
Çevre ve Orman Bakanlığı
Antalya Çevre Orman İl Müdürlüğü : 0 242 321 79 61
Antalya DKMP Şube Müdürlüğü : 0 242 343 26 52
Akdeniz,
Ege Denizi, Karadeniz ve Marmara Denizi, Türkiye'yi kuzey, batı ve
güneyden çevrelemektedirler. Türkiye, yatçıların her gece değişik, özel
demir atacakları koy, körfez ve plajların hazinesidir ve Mavi Yolculuğa
ev sahipliği yapmaktadır. Bu şiirsel deniz yolculuğu, insanın kara
yerine deniz perspektifinden tarihi deneyimi, körfezlerde ve denizlerde
rüzgara yelken açmak ve tabiatla birleşmek anlamındadır. Bu yolculuk,
aynı zamanda, sizi Kleopatra' nın özel plajına, Olimpos Dağı'nın ebedi
ateşine ve eski uygarlıkların binlerce arkeolojik kalıntısına götüren
bir yolculuktur.
Türkiye'de yatçılık, size kıyı köy ve kasabaların
sevimli ve konuksever halkı ile gerçekten yararlı kültürel değişim
deneyimi sağlayacaktır. Genellikle batı ve kuzeybatıdan esen ılımlı
rüzgarlar, doğanın tadına varılmasını sağlayarak, uzun yaz mevsimini
yatçılık için ideal hale getirmektedir. Bazı bakır turkuvaz kıyılar ve
korumalı körfezlerden deniz seviyesinden neredeyse 3.000 metre
yükseklikte dağ tepelerini seyretmek mümkündür.
Marinalar
Türkiye'nin
en donanımlı marinaları Güney Ege ve Akdeniz kıyılarında İzmir,
Kuşadası, Bodrum, Datça, Bozburun, Marmaris, Göcek, Fethiye, Kalkan,
Kaş, Finike, Kemer ve Antalya'da yer almaktadır. Bu tam donanımlı
limanlarda, yatçılar gereksinim duydukları hizmet ve malzemeleri
bulabilmektedirler. Antalya, Dalaman, İzmir ve İstanbul havaalanları
tüm Türk marinalarına süratli bağlantı kurarlar. Kolay bir uçuştan
sonra yatınıza binip deniz yolculuğunuza başlayabilirsiniz.
Guletler
Türkiye'nin
yerli deniz aracı Guletler özgün tasarımı, pratiklik ve mavi yolculukla
özdeşleşen rahat bir tarzı kaynaştırmaktadır. Yıllardır balık avı ve
ulaşım amaçlı kullanılan geleneksel sanat türünden geniş güverteli
guletler şimdiki görüntülerine doğru gelişme göstermişlerdir.
Bodrum,
Bozburun, Marmaris, İstanbul ve Karadeniz kıyılarındaki tersanelerde
inşa olunan bu gemiler, motorlarıyla birlikte deniz aracı teçhizatıyla
donatılmaktadırlar. Guletlerdeki yolcu sayısı geminin boyuna bağlı
olmakla birlikte, çoğu sekiz ile on iki kişi barındırabilmektedir. Bu
gemiler, yolculara müstakil konaklama sağlayabilmekte,
kiralandıklarında hizmet ve eğlence olanağı vermektedirler. Modern
Guletler bir evin tüm konforuna sahiptir. Deniz yolculuğunda küçük
grupların yakınlığı, dostluk ve paylaşma atmosferini geliştirmekte;
müşteriler ve mürettebat arasında rahat ilişkiler yaratabilmektedir.
Seyahat acentaları özel gruplar veya istenildiğinde münferiden charter
ve belirli turlar düzenleyebilirler.
Bir Guletle, büyük okyanus
gemileri Kruvazörün aksine, kıyıda gizlenmiş ve çoğu kez metruk koy ve
körfezler keşfedilebilir. Küçük liman ve yerleşimler kıyı hayatının
büyük gemilerin gerçek şekilde yansıtamadığı samimi bir görünümünü
sunmaktadırlar. Bir bakıma Gulet odası denize bakan manzaranın devamlı
değiştiği tam servisli bir otele benzetilebilir.
Yat Gezileri
İstanbul ve Çevresi
İstanbul'da
yatçılar, şahane doğal manzaralar, açık deniz ve muhteşem güneş batışı
ile Bizans ve Osmanlı tarihine seyahatin hazzını tadarken etkileyici
hisarlar, saraylar ve camiler arasında deniz yolculuğu yapmaktadırlar.
Nefes kesici Boğaz içinde deniz yolculuğu yapıp, Asya ve Avrupa'yı
birleştiren iki muazzam köprünün altından geçtikten veya camilerin
sıralandığı Haliç'i dolaşıp veya Adalar'daki koy ve körfezlerde
gezindikten sonra her ikisi de yirmi dört saat hizmet veren iki büyük
marinaya Avrupa yakasındaki Ataköy Marinası ile Asya yakasındaki
Kalamış (Amiral Fahri Korutürk) Marinası'na dönebilirler. Kuzey
denizinden Avrupa iç sularıyla yatçılar Avrupa kanal sistemi ve Rhine
ve Tuna Nehirleriyle Karadeniz limanlarına ve İstanbul Boğazı ve
marinalarına ulaşıp, kısa ve güvenli yoldan Türk Akdeniz sahillerine ve
marinalarına ulaşabilirler.
İzmir'den Kuşadası'na
İzmir
şehri, gemi ve yatların devamlı dolaştığı dar ve uzun bir körfezin
başında yer alır. Kozmopolit ve canlı şehre, galeriler, tiyatrolar ve
kültürel etkinlikler özel bir hareketlilik kazandırır. Levent Marina
bir yatçılık macerası başlatmak için uygundur. Urla iskelesinde kıyıyı
dolduran küçük adalarda güzel plajlar ve demir atıldığında aletli ve
aletsiz dalınacak, yüzülecek şaheser köşeler mevcuttur. Karaburun'da
güzel oteller, çay bahçeleri ve balık lokantaları harika dağ dekoru ve
berrak temiz su arasında yer almaktadır.
Çeşme civarında Büyük
Altın Yunus Setur Marina kompleksi ve Ilıca Dalyandaki Çekek mahalleri
güvenlik açısından kayda değerdir. Temmuz ayında Çeşme'nin uluslararası
şarkı yarışması, ilçeye heyecan ve şenlik katan dünyaca ünlü icracıları
cezbeder. Bu bölgedeki termal hamamlar, Ilıca Körfezi'nde deniz suyuna
karışan kıyıdaki doğal kaynakları, Çeşme'nin güneydoğusunda güzel
koylar muhteşem bir manzara, rüzgar ve dalgalarla güvenlikli bir demir
atma imkanı sağlar.
Kuşadası Körfezi, Ege sahilinin plaj, körfez ve koylarıyla güney ve güneydoğuya açılmaktadır.
Kuşadası'ndan Bodrum'a
Kuşadası şahane deniz mahsulleri lokantaları,
kafeler, güzel parklar ve harika plajlarla doludur. Alış veriş ile ünlü
olan şehirde deri, mücevherat ve halıya kadar her şey bulunmaktadır.
Kuşadası
Turban Marinası, gemilere kışlama sağlayan Türkiye'nin en iyi
donatılmış marinalarından biridir. Bar, caz klubü, disko ve kabareleri
ile ünlü bir gece hayatı vardır.
Kuşadası'nın güney kıyıları
ile pamukkale arasında Priene, Milet, Didim, Afrodisias ve Pamukkale
dahil çeşitli eski uygarlıkların önemli yerleşimler kurdukları Menderes
Irmağı vadisi yer alır. Didim'deki Apollo Tapınağı antik çağların en
kutsal yerlerinden biriydi. Arkeolojik mekandan uzak olmayan Altınkum
Plajı tüm ziyaretçilerin yelken açma, yüzme ve rahatlama imkanı
sunmaktadır.
Güllük'teki balıkçı köyünün güzel bir limanı ve çok
sayıda misafirhane ve küçük oteli bulunmaktadır. Bu güzel körfezden
dışarı yelken açtığınızda, Bodrum Yarımadası sizi karşılamaktadır.
Bodrum'dan Marmaris'e
Tartışmasız Ege sahillerinin "en can alıcı noktası olan Bodrum, bohem atmosferi ile insanları büyülemektedir.
Rodos
şovalyeleri tarafından inşa edilen Ortaçağ kalesi; Ege Denizi ve
Akdeniz'in birleştiği Bodrum'un körfezine girişi korumaktadır. Bodrum
Kalesi'de Sualtı Arkeoloji Müzesi bulunmaktadır.
Bodrum'da alış
verişi zevk haline gelmiştir. Hatıra eşyaları her yeri doldurmuştur.
Bodrum Turban Marinası sevimli ve iyi donatılmış marinalarından biridir.
Demir
atılacak yerlerden biri, güzel manzaralı Akbük'tür. Sedir Adası böcek
kabuklarından kaynaşan kum ile plajın ve körfezin karşı yakasındaki
Kıran Dağı'nın manzarasını ön plana çıkarmaktadır. Atmışaltı Körfezi ve
girintili çıkıntılı sahil çizgisine sahiptir. Datça kasabası çok sayıda
renkli deniz ürünleri lokantası, pub ve diskoteğiyle yatçıların popüler
bir mola noktası haline gelmiştir.
Hisarönü Körfezi'nde sakin
Keçibükü Koyu yer almaktadır. Körfez Marina'nın çevredeki dağ ve
ormanlar ve doğal kum oluşumu olan uzun "Kızkumu" (batık iskele) gibi
çok sayıda doğal güzelliği bulunmaktadır. Türkiye'nin gulet - inşa
merkezlerinden biri olarak ün yapmış Bozburun Kasabası bulunmaktadır.
Bir türkuvaz cenneti olan Kumlubük, körfezin güney sahilindedir; kuzey
sahilde, suyun ardında, Rodos şehri Amos yer almaktadır. Turunç'ta
doğal bir liman, suları ile geniş bir açıklığa yönelmiştir. Bundan
sonraki liman Marmaris'tir.
Marmaris'ten Fethiye'ye
Marmaris
Koyu sakin bir gölü andırmakta ve yatlara çekek mekan oluşturmaktadır.
Türkiye'nin en büyük ve iyi donanımlı marinalarından biri olan Marmaris
Netsel Marina ile kışlama ve yat bakımı konusunda en iyilerinden
Marmaris Albatros Marina, Marmaris'i Ege kıyısında mavi yolculuğun
başlangıç noktası haline getirmiştir.
Delikli Ada Ekincik'in
güneydoğu kıyısı dışında yer almaktadır. Uzun, altın rengi bir plaja
sahip Dalyan Deltası, bir doğa koruma alanı ve deniz kaplumbağları
(caretta caretta) ile mavi yengeçlerin sığınağıdır. Irmağın kavis
yaptığı yerde, eski liman şehri Kaunos'un üzerindeki yamaç yüzünde,
kayaya mezarlar oyulmuştur. Delikli Ada'nın güneydoğusunda Sarı Germe
bulunur.
Göcek Körfezi, Akdeniz'in en iyi yatçılık
merkezlerinden biridir. Adalarla çevrilmiş ve deniz manzarası Körfezin
en güney ucundaki eski Arimeksa şehrinin kalıntıları, mavi suların
uzantısında yer alır. Tersane Adası'nın karşısında, eski tersanelerinde
bulunduğu Bizans harabeleri yer alır.
Fethiye'den Kaş'a
Tatil
ilçesi Fethiye'nin önemli bir marinası bulunmaktadır ve Adalarla
kaynaşan güzel bir körfeze bakmaktadır. Eski binaların ön cephelerini
örnek alan çok sayıda Likya kaya mezarı tepenin yüzüne oyulmuştur.
Belceğiz Körfezi ile, sakin, kristal duruluğunda suyun yüzme ve diğer
su sporları için ideal olduğu yer Ölü Deniz'dir. Gemiler Adası'nda
Bizans harabeleri çamlar arasındadır.
Kaş'tan Antalya'ya
Kaş'ın uzun yarımadasının üzerinde eski tiyatro
ilçeye yürüme mesafesindedir. "Güneşin Evi", Kekova, güzel manzaralı
adalar, çok sayıda koylar ve eski kentlerin toplu adıdır. Bu koylar her
mevsimde doğal liman oluşturmaktadır. Kekova Adası'nın kuzey sahilinde,
Apollonia'da depremler toprağı sarsarak, eski evlerin su altına
gömülmesine, batık bir kent yaratılmasına sebep olmuşlardır.
Finike'nin
25 km. batısında eski adı Myra olan Demre'de çok sayıda kaya mezarı ve
muhteşem bir Roma tiyatrosu bulunmaktadır. (Noel Baba) St. Nicolas,
dördüncü yüzyılda bu Akdeniz kentinin piskoposuydu ve burada ölmüştür.
Kırlangıç
Yarımadası etrafında dönüldüğünde Antalya Körfezi'ne ulaşılır. İlk
manzara Tahtalı Dağı güney kıyısındaki eski Olimpos kentidir. Zakkum ve
defne çalılarının Olimpos vadisine denizden olduğu gibi karadan da
ulaşabilirsiniz.
Kemer Turban Marina'nın tüm etkinlikler için
tesisleri mevcut bulunmaktadır. Bugün palmiye dizili bulvarları, güzel
parkları, tarihi binaları, anıtları, müzeleri ve Kaleiçi, ideal bir
tatil atmosferi yaratmak üzere Antalya'da bir araya gelmiş gibidir.
Turban Marina'nın yer aldığı güzel manzaralı Kaleiçi mahallesi Antalya
marina ve eğlence merkezi, Türkiye'nin en güzel marinalarından biri
olarak kabul edilmektedir. Antalya'nın diğer marinası olan Setur Marina
ise sakin ve dinlendiricidir.
Türkiye,
farklı yüksekliklerde, zengin jeo morfolojik ve tektonik yapıya sahip,
flora ve faunası olan ormanlara ve siluete sahip, zengin av ve yaban
hayatı olan dağlarıyla hem kış turizmi hem de dağ yürüyüşü ve
tırmanışları için dağcılık sporunu sevenlere olağanüstü çekici ve
ilginç olanaklar sunar. Türkiye'yi her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden
çok sayıda turist dağ tırmanışı ve yürüyüşü için ziyaret etmektedir.
Türkiyedeki Dağ Tipleri
Kuzeyden
güneye doğru karalaştığı iddia edilen Türkiye günümüzde Kuzey Anadolu
Sıradağları, İç Anadolu Masifler, Güney Anadolu Sıradağları ve Güney
Doğu Anadolu Sıradağlar Kuşağıyla çevrelenmiştir. Istıranca (Yıldız)
Dağları (1000 m), Bursa Uludağ (2543 m) , Bolu Köpoğlu Dağı (2400 m),
Ilgaz Dağı (2587) ve Karagöl Dağları (3100m) Kuzey Anadolu Sıradağları
kuşağında, Erciyes Dağı (3917m), Hasan Dağı (3263m), Büyük Ağrı Dağı
(5137m), Tendürek Dağı (3533m), Süphan Dağı (4058m) ve Nemrut Dağı
(3050m) gibi volkanik dağlar İç Anadolu Masifler kuşağında, Toros
Dağlar olarak adlandırılan kıvrım sıradağları BeydağlarI (3086m),
ortasında Bolkar Dağları (3524m) , Hakkari Cilo (Buzul), Sat (4136m) ve
Nur (Amanos) Dağları Güney Doğu Anadolu Sıradağlar Kuşağınla
yükselmektedir.
Bu
dağlardan, Batı Toroslar (Beydağları), Orta Toroslar (Bolkar Dağları,
Aladağlar), Munzur Dağları, Cilo-Sat Dağları ve Kaçkar Dağları (Batı
Grubu-Verşembek, Kavran Grubu, Doğu Grubu-Altıparmak) kıvrılma ve
kırılma ile oluşan dağlardır.
Süphan Dağı, Nemrut Dağı, Hasan Dağı, Erciyes Dağı Ağrı Dağı ve Küçük Ağrı Dağı Volkanik Dağlardır.
Ağrı- Ağrı Dağı
Türkiye'nin
en büyük dağı olan Ağrı Dağı jeolojik konumu ve Büyük Tufandan sonra
Nuh'un gemisine ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan
bir dağdır. Kutsal kitaplarda da adı geçen Ağrı Dağının farklı dillerde
bir çok ismi vardır. Başlıcaları, Ararat, Kuh - i Nuh, Cebel ül
Haristir.
Marco
Polonun hiç bir zaman çıkılamayacak dediği Dağa ilk tırmanışı,
kayıtlara göre 9 Ekim 1829 yılında Prof. Frederik Von Parat tarafından
gerçekleştirildi. İkinci kış tırmanışı ise ilk tırmanıştan çok sonra 21
Şubat 1970' de Dağcılık Federasyonu eski başkanlarından Dr. Bozkurt
Ergör tarafından gerçekleştirildi. 1980'li yıllarda binlerce dağcı Ağrı
Dağını ziyaret etti. Ağrıya tırmanışa 1990 yılında yasaklandı.1998 de
Dağcılık Federasyonunun bir grup dağcıya izin vermesiyle bu yasak
kaldırıldı.
Antalya-Beydağlar
Toros
Dağlarının batı uzantısı olan Beydağları, Antalya Körfezi'nin batısında
kuzey - güney doğrultusunda körfeze paralel olarak uzanır. Teke Doruğu,
Bakırdağı, Tahtalı Dağ ve Kızlar Sivrisi önemli doruklarıdır. İçlerinde
en yüksek olanı 3069 m. ile Kızlar Sivrisidir.
Yılın
300 günü havanın açık olduğu dağa bir günde zirve yapılabiliyor.
Zirveden denizi ve Antalya'yı izlemek tırmanışın tüm yorgunluğunu
unutturuyor. Eğer uykunuzdan fedakarlık edip güneşin doğuşunu burada
yakaladığınızda gözlerinizi kamaştıracak kadar parlak bir gün doğumuna
şahit olursunuz.
Yamaç
paraşütü yapak isterseniz ve iyi bir hava yakalarsınız muhteşem bir
manzarayla karşılaşırsınız. Ayrıca Bey dağları önemli bir dağcılık
merkezi olmanın yanında önemli bir kış turizm merkezidir.
Kayseri-Erciyes Dağı
Kentin
simgesi haline gelen ve tepesinde her zaman duman ve kar bulunan
Erciyes Dağı 3916 m. yüksekliğinde dev volkanik bir dağdır. Püskürttüğü
lavlar sonucunda Peri bacalarını oluşturan dağ antik çağlarda
eteklerinde yaşayan Mezeke haklını o kadar etkilemiştir ki, Mezekeliler
sikkelerinde tepesinden lav püsküren Erciyes Dağını resmetmişlerdir.
Dağa çıkmayı ilk başaran 1837 yılında W.J. Hamilton'dur. Dağa çıkan ilk
Türk ise 1924 yılında Miralay Cemil Cahit Beydir.
Erciyse
bir dağcılık merkezi olmasının yanı sıra Türkiye'nin önemli bir kış
turizm merkezidir. Ayrıca Dağın zirvesine çıktığınızda hava açıksa
Kapadokya' dan Toroslar' a kadar uzanan bir bölgenin muhteşem
manzarasını izleyebilirsiniz.
Mersin-Bolkar Dağları
Alp
dağlarının Türkiye' deki kanadını oluşturan Bolkar dağları, güneybatıda
Reşadiye' den başlayıp Anadolu'nun güney kıyılarına paralel olarak
uzandıktan sonra, doğuda İran'ın Zağanos Dağlarına bağlanır.
Bolkar
dağlarında 3000 metreyi aşan bir çok zirve bulunuyor. Bunlardan
Medetsiz (3524 m.) aralarında en yüksek olanıdır. Meydan ise Bolkar
dağlarını görmek isteyenler için çok iyi bir kamp noktasıdır. Meydan'a
yaklaşık 45 dakika uzaklıkta, güney batıda bulunan Karagöl (2650 m.)
çok güzel bir kamp noktasıdır ve buraya Haziran ayında gidilirse gölü
sarı ağırlıklı çiçeklerin kuşattığı görülür. Ayrıca kökleri Orta
Asya'ya uzanan Yörüklerin arasında, binlerce yıldır bozulmamış geçmişe
de yolculuk yapmanız mümkündür.
Niğde-Aladağlar
Kayseri
- Niğde - Adana illeri arasında bulunan Aladağlar, bitki örtüsü ve
hayvan çeşitleri bakımından zengin bir çeşitliliğe sahiptir, bu nedenle
dağın 54.524 hektarlık bir bölümü 1995 yılında Milli park ilan
edilmiştir.
Aladağlarda
tırmanışlar için 3700 metre üzerinde üç doruk, 3000 metrenin üzerinde
çok sayıda doruk olan dağ içinde bir çok gölün bulunduğu genişçe bir
kazanı andırır. İlk baharda eriyen karlardan dolayı bir çok göl oluşur
ama kurak yaz mevsiminde bir çok göl buharlaşıp yok olur. Sadece yer
altı suyu ile beslenen bir kaç göl kalır.
Rize-Kaçkar Sıradağları
Rize
ve Hopa arasında yer alan yıl boyunda gözlenebilen keskin buzulları,
masmavi gölleri, yeşilin her tonuna sahip ormanları, coşkulu dereleri,
bin bir çeşit bitkileri ve hayvanları ile doğal bir park görünümünde
olan Kaçkar sıradağlarının en yüksek tepeleri Altıparmak (3480 m.),
Kavran (3932 m.) ve Verçenik (3710 m.) dir.
Güney
rotasından çıkışı kolay olan Kaçarları her yıl yüzlerce dağcı dağı
ziyaret etmektedir. Eğer sis yoksa Doğu Karadeniz dağlarının muhteşem
görüntüsünü izleyebilirsiniz. Kuzey rotasını ise daha çok deneyimli
dağcılar tercih ederler ve kuzeyden zirve yapmanın başka bir avantajı
geri dönüşte Ayder yaylasında kaplıcalara uğrayabilmenizdir.
Dağa
yaz aylarında tırmanmak ne kadar kolay ise kış aylarında tırmanmak o
kadar zordur. Kış aylarında kar vadileri doldurur, yaylaları örter ve
evler yok olur. Ayrıca buzulların eğimi her zaman çığ düşmesine
uygundur.
Tunceli-Mercan (Munzur) Dağları
Mercan
Dağlarının Akbaba doruğuna ulaşmak için Ovacık'ın kuzeyinden Mercan
deresini izlemek gerekir. Doruk tırmanışı için her dağcı kendi
tekniğine göre çıkış yolu seçer.
Van-Süphan Dağı
Süphan
dağına genellikle doğu yüzünden tırmanış yapılır. Tırmanış, sırasında
Van gölü her an birbirinden değişik ve güzel görüntüler sunar. Doruk
tırmanışına Aydınlar köyünden başlanır. Buraya 6-7 km. uzaklıkta ve
2500 m. yükseklikte Şekerpınarı yada Süphan yaylasında kamp kurulur,
kamp yerinden doruğa tırmanış ve dönüş, 8-10 saatlik bir zaman alır.
Club Zigana Tatil Köyü Tatil Köyü,tatil köyleri,antalya tatil,ucuz tatil köyleri
Club Zigana Tatil Köyü Tatil Köyü Tatil Köyü Oda Özellikleri:
334 toplam oda, 824 toplam yatak, 26 suit oda, 8 junior suit, 250
standart oda, 6 villa, 44 aile odasi. Bahçe, dag manzarasi var.
Detaylar: Direk telefon, müzik yayini, balkon, minibar, kasa, uydu tv,
split klima, küvet-banyo, wc, saç kurutma makinasi. Bilgi: Split
klima ve isitma, bahçe, tv odasi, oyun odasi, internet cafe, kuaför
salonu, çamasirhane, ütü, kuru temizleme, market, hediyelik esya,
fotografçi, butik, deri dükkani, kuyumcu, oda servisi, jeneratör,
telefonla doktor, ücretli bebek bakicisi, ücretsiz otopark, kiralik
araba, bunlarin bazilari ücret karsiligidir.. Bos Zaman ve Spor: Açik
havuz, çocuk havuzu, isitmali (kapali) havuz, su kaydiragi, Türk
hamami, Fin hamami, sauna, masaj, jakuzi, güzellik ve saglik merkezi,
fitness center, su jimnastigi, aerobik, masa tenisi, bilardo, disko,
animasyon programi, gece eglenceleri, spor animasyonu, tenis, tenis
kortlari, mini futbol, langirt, voleybol, plaj voleybolu, basketbol,
okçuluk, amfitiyatro, çocuk oyun alani, dalis okulu, parasailing, su
kayagi, muz, ringo, jet ski, kano, rüzgar sörfü, yelken, mini club,
dart, parasüt, katamaran, laser, motorlu su sporlari, bunlarin bazilari
ücret karsiligidir..
Yeme ve Içme Ultra hersey dahil, imperial,
kahvalti salonu, lobi bar, snack bar, havuz bar, sahil bar, restaurant
bar, Türk Kahvesi evi, money bar. 1 açik restoran, 1 kapali restoran.
Dünya Mutfagi, Osmanli Mutfagi, Türk Mutfagi, Fransiz Mutfagi, Italyan
Mutfagi, Meksika Mutfagi, vejeteryen mutfagi, Alman Mutfagi, Rus
Mutfagi.
Sirket Toplantilari: 4 toplanti odasi (15 min. 450 max.
kapasite). Tepegöz, perde, beyaz tahta, slide projektör, flipchart,
projeksiyon, barkovizyon, ses sistemi, yaka mikrofonu, kablosuz
mikrofon, mikrofon, video player, CD çalici, DVD player, televizyon,
fax, klima, isik sistemi, simultane çeviri sistemi. En büyük salon
kapasitesi 450 pax. Adres: Kemer 15 km. Antalya Hava Alani 45 km. Deniz kiyisinda, havaalanina ücretli servis, özel kum plaj, büyük iskele, iskele.
Simena Otel & Villas / Simena Village Tatil Köyü
Simena
Otel & Villas / Simena Village Oda Özellikleri: 59 toplam villa,
450 toplam yatak, 119 otel odasi, 12 delux suit, 3 özürlü odasi, 107
standart oda, 20 villa oda, 39 villa. Bahçe, dag manzarasi var. Detaylar: Direk
telefon, balkon, minibar, kasa, internet baglantisi, uydu tv, merkezi
klima, dus, küvet-banyo, wc, saç kurutma makinasi, banyoda telefon. Bilgi:
Merkezi klima ve isitma, bahçe, tv kösesi, oyun odasi, internet
baglantisi, kuaför salonu, çamasirhane, ütü, kuru temizleme,
resepsiyonda kasa, market, hediyelik esya, jeneratör, telefonla doktor,
ücretli bebek bakicisi, ücretsiz otopark. Bos Zaman ve Spor:
Açik
havuz, kapali havuz, isitmali havuz, Türk hamami, sauna, masaj, fitness
center, aerobik, masa tenisi, disko, animasyon programi, tenis, mini
futbol, voleybol, basketbol, çocuk oyun alani, dalis okulu,
parasailing, muz, jet ski, kano, rüzgar sörfü.
Yeme ve Içme Ultra
hersey dahil, kahvalti salonu, kafeterya, lobi bar, snack bar, havuz
bar, sahil bar, restaurant bar, Açik büfe servis. 1 balik restoran. 300
pax açik, 250 pax kapali toplam kapasite. Türk Mutfagi, Italyan
Mutfagi. Sirket Toplantilari: 2
toplanti odasi (470 max. kapasite). Tepegöz, perde, beyaz tahta,
flipchart, projeksiyon, barkovizyon, ses sistemi, mikrofon, video
player, DVD player, televizyon, fax, klima, isik sistemi. En büyük
salon kapasitesi 320 pax, En büyük alan 326 m2. Adres: Kemer 10 km. Antalya Hava Alani 70 km. Sehir merkezinde, özel plaj.
Attaleia Holiday Village Tatil Köyü
Attaleia
Holiday Village Oda Özellikleri: 334 toplam oda, 668 toplam yatak, 20
suit oda, 156 junior suit, 5 özürlü odasi, 6 villa, 152 aile odasi.
Deniz, bahçe manzarasi var. Detaylar: Direk telefon, minibar, kasa, uydu tv, merkezi klima, küvet-banyo, wc, saç kurutma makinasi. Bilgi:
Merkezi klima ve isitma, oyun odasi, internet baglantisi, kuaför
salonu, çamasirhane, ütü, kuru temizleme, resepsiyonda kasa, market,
hediyelik esya, kuyumcu, jeneratör, doktor ve hemsire, bebek bakicisi,
evcil hayvan kabul edilmez. Bos Zaman ve Spor: Açik
havuz, çocuk havuzu, isitmali (kapali) havuz, aquapark, Türk hamami,
sauna, masaj, fitness center, aerobik, masa tenisi, bilardo, disko,
gece animasyonu, tenis, tenis kortu, golf, mini golf, futbol, futbol
sahalari, mini futbol, voleybol, plaj voleybolu, basketbol, okçuluk,
binicilik, amfitiyatro, çocuk oyun alani, dalis okulu, parasailing,
muz, jet ski, kano, sahilde ücretli su sporlari.
Yeme ve Içme
Hersey dahil, kahvalti salonu, lobi bar, snack bar, havuz bar,
restaurant bar, Alakart ve açik büfe servis. Deniz ürünleri mutfagi.
Sirket
Toplantilari: 3 toplanti odasi (750 max. kapasite). Tepegöz, perde,
projeksiyon, barkovizyon, ses sistemi, mikrofon, DVD player,
televizyon, klima, isik sistemi, bilgisayar. Adres: Antalya Hava Alani 35 km. Deniz kiyisinda, özel kum plaj.
Amara Club Marine Tatil Köyü
Club
Marine Oda Özellikleri: 379 toplam oda, 1182 toplam oda, 16 suit oda, 3
junior suit, 3 özürlü odasi, 10 sigara içilmeyen oda, 310 standart oda,
43 aile odasi. Bahçe manzarasi var. Detaylar:
Direk telefon, müzik yayini, balkon, minibar, kasa, uydu tv, merkezi
klima, küvet-banyo, wc, saç kurutma makinasi, banyoda telefon. Bilgi: Merkezi
klima ve isitma, bahçe, tv kösesi, oyun odasi, internet baglantisi,
kuaför salonu, çamasirhane, ütü, kuru temizleme, market, hediyelik
esya, kuyumcu, 24 saat oda servisi, jeneratör, doktor, ücretli bebek
bakicisi, ücretsiz otopark. Bos Zaman ve Spor:
Açik
havuz, çocuk havuzu, aquapark, Türk hamami, sauna, masaj, jakuzi,
güzellik ve saglik merkezi, SPA, fitness center, aerobik, masa tenisi,
bilardo, disko, animasyon programi, tenis, plaj voleybolu, basketbol,
okçuluk, amfitiyatro, çocuk oyun alani, parasailing, muz, jet ski,
kano, rüzgar sörfü, yelken.
Yeme ve Içme Ultra hersey dahil,
kahvalti salonu, lobi bar, snack bar, havuz bar, restaurant bar,
bistro, Alakart ve açik büfe servis. 100 pax açik, 500 pax kapali
toplam kapasite. Türk Mutfagi, Italyan Mutfagi, balik mutfagi. Adres: Beldibi 2 km. Antalya Hava Alani 45 km. Sehir merkezinde, deniz kenarinda, özel plaj
Amara Dolce Vita Tatil Köyü,tatil,tatil köyü,antalya tatil kyöeri,ucuz oteller,ucuz bilet
Amara Dolce Vita Tatil Köyü
Amara Dolce Vita Oda Özellikleri: 432 toplam oda, 270 standart oda. Bahçe, dag manzarasi var. Detaylar: Direk telefon, müzik yayini, minibar, kasa, uydu tv, merkezi klima, küvet-banyo, wc, saç kurutma makinasi, banyoda telefon. Bilgi: Merkezi
klima ve isitma, bahçe, tv kösesi, oyun odasi, internet baglantisi,
kuaför salonu, çamasirhane, ütü, kuru temizleme, market, hediyelik
esya, kuyumcu, 24 saat oda servisi, jeneratör, doktor, ücretli bebek bakicisi, ücretsiz otopark. Bos Zaman ve Spor:
Açik
havuz, çocuk havuzu, aquapark, Türk hamami, sauna, masaj, güzellik ve
saglik merkezi, SPA, fitness center, aerobik, masa tenisi, bilardo,
disko, animasyon programi, tenis, mini futbol, plaj voleybolu,
basketbol, okçuluk, amfitiyatro, çocuk oyun alani, parasailing, muz,
jet ski, kano, rüzgar sörfü, yelken.
Yeme ve Içme Ultra hersey
dahil, kahvalti salonu, restaurant bar, Alakart ve açik büfe servis.
Türk Mutfagi, Italyan Mutfagi, balik mutfagi. Adres: Tekirova 1 km.. Antalya Hava Alani 70 km. Sehir merkezinde, deniz kenarinda, özel plaj.
Bu
yaz sizlere Antalya'nın güzelliklerini anlatmayı hedefledim ama
düşündüm taşındım hazır resimlerle olmuyor biraz da gerçeği yansıtmak
lazım.işte sizler için kendimi feda (!!!!!!!!)ederek gittiğim Adrasan
seyahatinden bazı kareler.
Biraz Adrasandan bahsetmek istiyorum.Antalyaya
1-1.5 saatlik mesafede cennetten bir köşe.Biz antalyada yaşayanlar için
hafta sonları denize girmek çoğu zmaan bir işkence halini alır.Plajlar
inanılmaz kalabalık,gürültülü olur.Bir türlü ailece istediğimiz gibi
yüzmek dinlenmek eğlenmek imkanı bulamayız.ama biz bu cennet köşeyi
keşfettiğimizden beri hafta sonlarımız inanılmaz keyifli geçiyor.çok
güzel pansiyonlar,motellerle dolu olan adrasan sahili inanılmaz temiz
denizi ile sizleri de bekliyor.bu yaz için bir kaç motelden aldığımız
kapı giriş fiyatı (daha pazarlık yok bunlarda)2 kişilik odalar oda
kahvaltı olmak üzere 80 ytl.
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan
Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası
Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını
almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in
kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'l-Ulemâ
Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle
Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında
aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.
Sultânü'l-Ulemâ'nın
ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin
Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın
ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'l-Ulemâ
Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını
yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan,
Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı
Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.
1222 yılında Karaman'a
gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin
Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın
Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'
u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı.
Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu
ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolu'nun
büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin
başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla
dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin
hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin
Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled,
sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları
ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh
olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.
Sultânü'l-Ulemâ,
12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın
Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü
yerine defnedildi.
Sultânü'l-Ulemâ
ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı
babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve
din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini
dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım
1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin
varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun
sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya
çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i
Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.
Yaşamını "Hamdım,
piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın
rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi
kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp
cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin
kıldırdı.
Mevlâna ölüm gününü
yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına
kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına
gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip
ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
"Ölümümüzden
sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"
Hz.
Mevlâna
Mevlananın Eserleri
Anıtlar
ve Müzeler Genel Müdürlüğü
MEVLANA'NIN
ESERLERİ
Mesnevi
Mesnevi
klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Edebiyatta aynı vezinde
ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım türüne Mesnevi adı verilmiştir.
Uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye
kolaylığı nedeniyle mesnevi türü tercih edilirdi.
Mesnevi her ne
kadar klasik doğu şiirinin bir türü ise de, "Mesnevi" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın
Mesnevi'si" gelmektedir.
Mevlâna Mesnevi'yi
Hüsameddin Çelebi'nin isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin
söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram'da gezerken, oturuken,
yürürken, hatta semâ ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin de yazarmış.
Mesnevi'nin dili
Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunulan
en eski Mesnevi nüshasına göre beyit sayısı 25618 dir.
Mesnevi'nin
Vezni:
Fâ i lâ tün - fâ i lâ tün - fâ i lün 'dür.
Mevlâna 6 ciltlik
Mesnevi'sinde tasavvufi fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler
halinde anlatmaktadır.
Dîvân-ı Kebir
Divân şairlerinin
şiirlerini topladıkları deftere denir. "Divân-ı Kebir "Büyük Defter" veya "Büyük
Divân" manasına gelir.
Mevlâna'nın çeşitli
konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divân-ı Kebir'in dili Farsça
olmakla beraber, içinde Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer verilmiştir.
Divân-ı Kebir
21 küçük divân (Bahir) ile rubâî divânının bir araya getirilmesi ile oluşmuştur.
Divân-ı Kebir'in beyit sayısı 40.000'i aşmaktadır.
Mevlâna Divân-ı
Kebir'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divâna Divân-ı Şems
de denmektedir. Divânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak
düzenlenmiştir.
Mektûbât
Mevlâna'nın başta
Selçuklu hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden
sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek
için yazdığı 147 adet mektuptur.
Mevlâna bu mektuplarında,
edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında
"kulunuz, ben deniz"gibi kelimelere hiç yer vermemiştir.
Hitaplarında mevki
ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı
iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa, onu kullanmıştır.
Fîhi Mâ Fih
Fîhi Mâ Fih "Ne
varsa içindedir" manasına gelmektedir. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde
yaptığı sohbetleri içermektedir. Bunların oğlu Sultan Veled tarafından bir kitapta
toplandığı sanılmaktadır. Eser 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir
kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde
bazı siyasi olaylara da değinilmiştir. Bu nedenle bu eser tarihi açıdan da büyük
bir önem taşımaktadır.
Eserde cennet
ve cehennem, dünya ve ahiret mürşid ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.
Mecâlis-i Seb'a
(Yedi Meclis)
Mecâlis-i Seb'a
adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın yedi meclisinin, yedi vaazının toplanmasından
meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan
Veled tarafından not edilmiş ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır.
Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra, Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması
kuvvetle muhtemeldir.
Şiiri amaç değil,
fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh
ettiği hadisleri şu konulara ayırmıştır:
Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlâna Dergâhı'nın yeri, Selçuklu Sarayı'nın
Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna'nın babası
Sultânü'l-Ulemâ Bâhaeddin Veled'e hediye edilmiştir.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmiştir.
Bu defin gül bahçesine yapılan ilk defindir.
Sultânü'l-Ulemâ'nın
ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna'ya müracat ederek babasının mezarının
üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini söylemişlerse de Mevlâna "Gök kubbeden
daha iyi türbe mi olur" diyerek bu isteği reddetmiştir. Ancak kendisi 17 Aralık
1273 yılında vefat edince Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled Mevlâna'nın mezarı üzerine
türbe yaptırmak isteyenlerin isteklerini kabul etmiştir. "Kubbe-i Hadra" (Yeşil
Kubbe) denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine 130.000 Selçukî dirhemine
Mimar Tebrizli Bedrettin'e yaptırılmıştır. Bu tarihten sonra inşaî faaliyetler
hiç bitmemiş 19. yüzyılın sonuna kadar yapılan eklemelerle devam etmiştir.
Mevlevî Dergâhı
ve Türbe 1926 yılında "Konya Âsâr-ı Âtîka Müzesi" adı altında müze olarak hizmete
başlamıştır.1954 yılında ise müzenin teşhir ve tanzimi yeniden gözden geçirilmiş
ve müzenin adı "Mevlâna Müzesi" olarak değiştirilmiştir.
Müze alanı bahçesi ile birlikte 6.500 m² iken, yeri istimlak edilerek Gül
Bahçesi olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m²ye ulaşmıştır.
Müzenin avlusuna
"Dervîşân Kapısı" ndan girilir. Avlunun kuzey ve batı yönü boyunca derviş hücreleri
yer almaktadır. Güney yönü, matbah ve Hürrem Paşa Türbesi'nden sonra, Üçler Mezarlığı'na
açılan Hâmûşân (Susmuşlar) Kapısı ile son bulur. Avlunun doğusunda ise Sinan Paşa,
Fatma Hatun ve Hasan Paşa türbeleri yanında semahane ve mescit bölümleri ile Mevlâna
ve aile fertlerinin mezarlarının da içerisinde bulunduğu ana bina yer alır.
Avluya Yavuz Sultan
Selim'in 1512 yılında yaptırdığı üzeri kapalı şadırvan ile "Şeb-i Arûs" havuzu
ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil adı verilen çeşme, ayrı bir renk katmaktadır.
Tilâvet
Odası
Tilâvet
Arapça bir kelime olup,Kur'an-ı Kerim'i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma
anlamına gelir. Geçmişte bu oda da Kur'an-ı Kerim okunulduğu için buraya tilâvet
odası denmiştir. Halen Hat Dairesi olarak kullanılmaktadır.
Hat Dairesi'nde Mahmud Celaleddin, Mustafa Rakım, Hulusi, Yesarizâde gibi devirlerinin
meşhur hattatlarının levhaları yanında, Sultan II. Mahmud'un yazdığı altın kabartma
bir levha da yer almaktadır. Gümüş kapı üzerinde teşhir edilmekte olan Yesarizâde
Mustafa İzzet Efendi'nin hattı ile yazılmış olan Molla Cami'ye ait Farsça beyitte
şöyle denilmektedir.
Kabetü'l-uşşâk bâşed in mekam
Her ki nakıs amed incâ şod temam
(Bu makam aşıkların kâbesi oldu. Buraya noksan gelen tamamlanır)
Huzûr-ı
Pîr (Türbe)
Türbe salonuna Sokullu Mehmet Paşa'nın oğlu Hasan Paşa'nın 1599 yılında yaptırdığı
gümüş kapıdan girilir. Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna'nın meşhur
eserlerinden Mesnevi'nin, Divân-ı Kebir'in en eski nüshaları sergilenmektedir.
Türbe salonunu üç küçük kubbe örter. Üçüncü kubbeye post kubbesi de denilir ve
yeşil kubbeye kuzey yönünden bitişiktir.
Türbe salonu doğuda, güneyde ve kuzeyde yüksekçe bir set ile çevrilir. Kuzeyde
iki parça halinde yer alan yüksek setlerde 6 Horasan erinin sandukaları yer almaktadır.
Horasan erlerinin hemen ayak ucunda ise İlhanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han
için yapılmış nisan tası sergilenmektedir.
Yine burada yer alan iki levha, Mevlâna'nın felsefesini ve düşünce sistemini açıklaması
açısından mühimdir. 1. levha Türkçedir ve şöyledir;
"Ya
olduğun gibi görün
Ya göründüğün gibi ol"
Hz. Mevlâna
2. levha ise Mevlana'nın Farsça bir rubaisidir. Rubainin Türkçe çevirisi şöyledir;
"Gel,
Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kerre tövbeni bozmuş olsan
da yine gel!"
Hz. Mevlâna
Türbe salonunu doğuda ve güneyde çevreleyen yüksekçe set üzerinde ise Mevlâna
ve babası Bahaeddin Veled'in soyundan gelme, 10'u hanımlara ait olmak üzere 55
adet mezar ile, Hüsameddin Çelebi, Selâhaddin Zerkûbî ve Şeyh Kerimüddin gibi
Mevlevîlikte makam sahibi olmuş 10 kişiye ait toplam 65 mezar bulunmaktadır. Hanımlara
ait mezarların üzerinde yer alan sandukalara sikke konulmamıştır.
Yeşil kubbenin tam altında Mevlâna'nın ve oğlu Sultan Veled'in mezarları yer almaktadır.
Mezarların üzerindeki iki bombeli mermer sandukayı 1565 yılında Kanunî Sultan
Süleyman yaptırmıştır. Sandukaların üzerinde yer alan altın sırma tellerle işlenilmiş
Pûşîde ise Sultan Abdülhamid II. tarafından 1894 yılında yaptırılmıştır.
Halen Mevlâna'nın
babası Bahaeddin Veled'in mezarı üzerinde bulunan ve bazı kişilerin "oğlu gelince
babası ayağa kalkmış" dedikleri ahşap sanduka ise, bir Selçuklu şaheseri olup,
1274 yılında Mevlâna için yaptırılmıştır. Kanunî, Mevlana ve oğlu Sultan Veled'in
mezarları üzerine 1565 yılında yeni bir mermer sanduka yaptırınca, ahşap sanduka
buradan kaldırılmış ve sandukası olmayan Mevlâna'nın babasının mezarının üzerine
konulmuştur.
Semâhâne
Semâhâne
bölümü, mescid bölümü ile birlikte XVI. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman tarafından
yaptırılmıştır. Semâhâne'de semâ, 1926 yılında dergâh müze oluncaya kadar devam
etmiştir. Semâhâne'de yer alan naat kürsüsü ve müzisyenlerin oturdukları mutrib
hücresi ile erkekler ve hanımlara ait mahfiller orijinal halleri ile korunurken,
Semâhâne'nin uygun duvarlarında tarihi halılar ve yine vitrinler içerisinde madeni
ve ahşap eserlerle Mevlevî musiki aletleri sergilenmektedir.
Mescid
Mescide
çerağ kapısından girilir. Ayrıca mezarların bulunduğu huzûr- pîr ve semâhâne bölümlerinden
de birer küçük kapı ile geçişler vardır. Bu bölümde müezzin mahfili ve mesnevîhân
kürsüsü orijinal halleriyle muhafaza edilmektedir.
Mescidin güney duvarı üzerinde çok değerli halı ve ahşap kapı numuneleri sergilenirken,
Mescid içerisine serpiştirilen 10 adet vitrinde de çok değerli cilt, hat ve tezhip
numuneleri sergilenmektedir.
Halı
Kumaş Bölümü - Derviş Hücreleri
Mevlâna Dergâhı'nın ön avlusunun batı ve kuzey yönünü çevreleyen, her birinde
birer küçük kubbe ve baca bulunan 17 hücre bulunmaktadır. Bu hücreler Padişah
III. Murat tarafından 1584 yılında dervişlerin ikameti için yaptırılmıştır.
Bu hücrelerden
giriş kapısının sağında kalan dört hücre, halen gişe ve idare binası olarak kullanılmaktadır.
Girişin solunda kalan 13 hücrenin baştan iki tanesi postnişîn ve mesnevîhân hücresi
olarak, orijinal eşyaları ile teşhir edilmiştir.
En sondaki iki hücre ise değerli kitap koleksiyonlarını müzemize hediye eden Rahmetli
Abdülbakî Gölpınarlı ile Dr. Mehmet Önder'in kitaplarına tahsis edilmiştir. Halen
kütüphane olarak hizmet vermektedir.
Diğer 9 hücrenin ara duvarları kaldırılarak birbirine bağlı iki büyük koridor
elde edilmiştir. Bu koridorlardan birinde ülkemizin Kula, Gördes, Uşak, Kırşehir
gibi yörelerine ait tarihi halıları, diğer koridorda ise Konya İli'ne bağlı, Ladik,
Karaman, Karapınar, Sille gibi yörelerde dokunmuş tarihi halılar sergilenmektedir.
Bu hücrelerin
koridora açılan pencere ve kapı boşluklarına yapılan vitrinlerde ise Mevlevî etnografyasına
ait pazarcı maşası, mütteka, nefîr gibi dergâhtan müzeye nakledilen tarihi nitelikteki
eşyalarla, müze koleksiyonunda yer alan son derece değerli Bursa kumaşları sergilenmektedir.
Matbah
Bölümü
Matbah müzenin güneybatı köşesinde yer alır. 1584 yılında Sultan III. Murat tarafından
yaptırılmıştır. Dergâhın müzeye dönüştürülüğü 1926 yılına kadar yemek ihtiyacı
burada karşılanıyordu.
1990 yılında yapılan onarımlardan sonra bu bölümün teşhir ve tanzimi mankenler
ile yeniden yapılmıştır. Matbahın asıl işlevi olan yemek pişirme ve somat denilen
sofrada yemek yeme adabı mankenlerle anlatılmaya çalışılmıştır. Matbahın diğer
işlevlerinden olan Nev-ni-yâz denilen Mevlevî aday adayı saka postu üzerinde otururken,
semâ talim çivisi yanında ise semâ dedesinin can tabir edilen Mevlevî derviş adayına
semâ talim ettirişi anlatılmaya çalışılmıştır.
Bu yedi mecliste, asıl şerh edilen hadiselerle beraber 41 hadis daha geçmektedir.
Mevlâna tarafından seçilen her hadis içtimaidir. Mevlâna, yedi meclisinde her
bölüme "hamd-ü sena" ve "münacat" ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi
görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi'nin yazılışında
da aynen kullanılmıştır.
Bera Alanya, 02 Haziran 2007, Cumartesi günü resmi açılış
organizasyonuyla kapılarını tatilcilere açtı. Ahmet Özhan’ın
birbirinden güzel eserleri seslendirdiği geceye basının ilgisi büyüktü.
İş ve siyaset dünyasından önemli isimlerin bulunduğu gecede, Turizm
Bakanlığı Müsteşarı Mustafa Büyük, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı
Tahir Akyürek ve Kombassan Holding Eski Yönetim Kurulu Başkanı Haşim
Bayram birer konuşma yaptılar.
Gold organizasyon tarafından sunulan halk dansları, Mehter Takımı
gösterisi, dakikalarca süren havai fişek şovu geceye renk kattı.
Bu yıl büyük yatırımlarla kurulan Bera Alanya, Akdeniz’in doğal
güzellikleri içinde denize sıfır tatil keyfi sunuyor. 5 yıldızın
üstünde hizmet veren Bera Alanya, ilk yıllarına özel fiyat ve erken
rezervasyon avantajlarıyla da sezona iyi bir giriş yaptı.
Bera Konya ve Bera Mevlana’dan sonra, deniz ve doğayla baş başa bir
tatil geçirmek isteyenler için “alternatifsiz” hizmet sunan Bera
Alanya; bay-bayan ayrı havuzları, fitness salonları, güzellik ve SPA
merkezleriyle rahat bir tatilin yeni adresi…
İlde
jeolojik hareketler ve aşınma sonucunda pek çok mağara oluşmuştur.
Cennet ve Cehennem Obruğu, Astım-Dilek, Eshab-ı Kehf Mağaraları
önemlidir.
Müzeler ve Örenyerleri
ANAMUR MÜZESİ
Yalıevler Mahallesi, Atatürk Caddesi, Fahri Görgülü Caddesi No:8, Anamur
Tel : (0324) 814 16 77
Faks : (0324) 814 30 18
Her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.
Müzede
etnografik ve arkeolojik eserler bölümü, kütüphane, fotoğrafhane,
laboratuar, konservasyon ve sanat galerisi gibi üniteler
bulunmaktadır.Arkeolojik bölümde helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine
ait eserler sergilenmektedir.Bozyazı'daki kazıda bulunan kabartma
motifli altın diadem; Anamur Nekropolünde bulunan 36 parça ajurlu
Bizans yapısı altın objeler, bronz athena, kantar ağırlığı, Müzenin
önemli eserleri arasında yer almaktadır.
Anamur kazılarında
çıkartılan ve çoğu mitolojik sahneleri içeren bitki ve geometrik
desenli insan figürlü zengin mozaik örnekleri ile İ Ö 6. Yüzyıla ait ve
Aydıncık'ta bulunan, kırmızı ve siyah figür tekniğinin en güzel
uygulamaları olan Lekitoslar, Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine
ait taş kitabe, mil taşları, taş pişmiş topraktan heykeller ve
kabartmalar, Anamur kazılarında bulunan insan yüzlü kandil örnekleri,
taşın bir dantel gibi işlendiği bitkisel süs ve hayvan figürlü taş
işleme örnekleri Müzede sergilenmektedir.
Etnografi bölümünde,
geleneksel sanatların örnekleri, yörük eşyaları ve "Post Yanışlı" kilim
türleri, zengin bir koleksiyon oluşturmaktadır.
MERSİN MÜZESİ
Atatürk Caddesi Kültür Merkezi, Halk Evi Binası
Tel : (0324) 231 96 18
Faks : (0324) 231 96 29
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.
Kent
merkezindeki Kültür Merkezi'nin doğu cephesindedir. Arkeolojik ve
etnografik eserler üç ayrı salonda teşhir edilmektedir. Taş eserlerin
sergilendiği birinci salonda; Roma dönemine ait mermer insan başları,
heykel ve steller ile anforalar yer almaktadır. Pişmiş kilden
(Terracota) yapılmış terliksi formdaki mezarlar, Pompeipolis antik
kentinde bulunmuştur. İkinci salonda; Anadolu'nun en eski yerleşim
merkezlerinden Yumuktepe ve Gözlükule kazılarından çıkarılan Yeni Taş,
Bakır Taş ve Eski Tunç dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. Bunlar
iki kulplu kaplar, ikili, üçlü, dörtlü sepet kulplu fincan şekilli
kaplar, gaga ağızlı testiler ve çeşitli boyalı kaplardır. Ayrıca Eski
Tunç, Urartu, Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli çanak,
çömlek, cam ve bronz eserler, bronz, gümüş ve altın sikkeler bu salonda
sergilenmektedir.
MÖ 2. Bine ait kurşun figür, Hitit
İmparatorluk dönemine ait mühürler dikkat çeken eserlerdir. Hayvan
başlı gümüş, Urartu bilezikleri ve çeşitli dizi boncuklar, klasik ve
Helenestik Çağ'a ait Lechyos, Kylix ve Sigilatalar ile Roma dönemine
ait çeşitli form ve büyüklükteki cam eserler, altın diadem ve küpeler
sergilenmektedir. Etnoğrafik eserlerin bulunduğu üst kattaki üçüncü
salonda; gümüş süs eşyaları, tesbihler, işlemeli kadın elbiseleri,
peşkirler, ağaç ve bakır eşyalar, kilimler, nazarlıklar ile tabanca,
kama ve barutluklar yer almaktadır. Müze bahçesinde ise çeşitli
dönemlere ait taş eserler ile Pithoslar sergilenmektedir.
MERSİN ATATÜRK EVİ VE MÜZESİ
Atatürk Caddesi
Tel : (0324) 237 55 71
Faks : (0324) 231 96 29
Pazartesi dışında her gün mesaî saatlerinde ziyarete açıktır.
Mersin
Belediye binasının kuzeyinde, Atatürk Caddesi üzerindedir. 1917 yılında
İsviçreli Krizmon tarafından yaptırılmış, daha sonra Tahinci ailesince
satın alınan ev, 1980 yılında kamulaştırılmıştır.
Atatürk 20 Ocak
1925 tarihinde eşi Latife hanımla birlikte Mersin'e geldiğinde bu evde
11 gün misafir edilmişti. Bu yapı günümüzde Atatürk Evi ve Müzesi
olarak düzenlenmiştir. 2 katlı müzenin 1. Katında, Atatürk'ün değişik
tarihlerde Mersin'i ziyaretleri ve Kurtuluş savaşı ile ilgili fotoğraf
ve belgeler yeralır. 2.katında ise çalışma, dinlenme, yatak ve misafir
odaları ile şahsi eşyaları bulunur. Ayrıca bir konferans salonu vardır.
SİLİFKE MÜZESİ
Taşucu Caddesi No: 111, Silifke
Tel : (0324) 714 10 19
Faks : (0324) 714 28 52
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.
SİLİFKE ATATÜRK EVİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ
Saray Mahallesi 1. Cadde, Silifke
Tel : (0324) 714 10 19
Faks : (0324) 714 28 52
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.
TARSUS MÜZESİ
Kültür Merkezi Binası, Tarsus
Tel : (0324) 613 06 25
Faks : (0324) 613 30 80
Tarsus
Müzesi,1557 Yılında Ramazanoğullarından Kubat Paşa tarafından açık
avlulu medrese olarak yaptırılan ve 1966 yılında restore edilen Kubat
Paşa Medresesi’nde uzun süre hizmet vermiştir.Dana sonra Tarsus Kültür
Merkezi bünyesinde düzenlenen bir binaya taşınan Müzedeki eserler
Paleotik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Urartu, Grek, Roma, Bisans,
Selçuklar, Osmanlı devletine aittir.
Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-16.45 saatlerinde ziyarete açıktır.
MERSİN MERKEZ ÖREN YERLERİ
YUMUKTEPE
Anadolu'nun
en eski yerleşim yerlerinden biridir. Sistemli arkeolojik kazılar
İngiliz John Garstang başkanlığında 1936-1937 yıllarında yapılmıştır.
II. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle ara verilen kazılar 1946'da
yeniden başlanıp 1947'de sonuçlanmıştır. 1992 yılında İstanbul
Üniversitesi ve Roma Üniversitesi işbirliği ile hazırlanan "Yumuktepe
Arkeolojik Kazısı" 1993 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Yaklaşık 15
yıl sürecek kazı çalışmaları yaz aylarında sürdürülmektedir.
Yumuktepe'de
ilk yerleşme Neolitik dönemde başlamış ve kesintisiz olarak kalkolitik,
Tunç, Hitit, Bizans ve İslami devirlerde de devam etmiştir. 33-25
katmanlar Neolitik döneme aittir. Bu dönemde taş temelli evler, yün
eğirmeye yarayan kirmenler, bakır oltalar, obsidyen ve akmak taşından
yapılmış araçlar, taş mühür, ok uçları, dokumacılıkta kullanılan
ağırsak, çanak, çömlekler bulunmuştur. 29-13 katmanlar ise Kalkolitik
dönemi kapsar. Yapı tipleri taş temelli evler ile yuvarlak temelli
silolardır. Son Kalkolitik dönemde savunma duvarlarıyla çevrili köy
tipi yerleşime geçilmiştir. Askerlerin oturduğu sura bitişik evlerde
fırın, yerel kaplar, temellerin altında seramik ve özel eşyalı mezarlar
vardır. Orta Tunç çağı ise 12-9. katmanları kapsar ve İÖ 2000-1500'e
tarihlenir. Bıçak, mızrak, mühür, kadın heykelciği, ayaklı kadeh ve
gaga ağızlı testicikler bulunmuştur. Hitit dönemi ise 7-5. Katmanlar
arasında ve İÖ 1500-1200'e tarihlenir. Sur duvarları testere
biçimindedir. Evler Sokaklar vardır. En üst katlar Grik, Bizans ve
İslami dönemi kapsar. Grek katmanında Kıbrıs tipi seramik Bizans ve
İslami katmanda ise sırlı seramik bulunmuştur.
Höyüğün 2.5 m.
derinliğinde bulunan bir kale harabesi Boğazköy'de bulunan kale
harabesinin küçük bir örneği olup, Poligonal tarzda inşa edilmiştir.
2003
kazı sezonunda ortayla çıkarılan buluntular arasında
Neolitik,Kalkolitik ve Ortaçağ dönemlerine tarihlenen kandiller,boncuk
dizileri,kemik süs iğneleri,taş ağırşaklar,kemik aletler yer
almaktadır.Yumuktepe'den çıkarılan yüzlerce eser, Mersin Müzesinde
sergilenmektedir.
SOLI - VIRANŞEHIR( SOLOI- POMPEIPOLIS )
Mersin'in
14 km batısında, deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, MÖ 7.
Yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kurulmuş, kente güneş anlamına
gelen Soloi adı verilmiştir. Darius( MÖ 521-485) zamanında, Klikyayı
ele geçiren persler için Soloi önemli bir liman kenti olmuş ve adına
sikke darbedilmiştir. Pers- Yunan savaşları sırasında , MÖ 449 yılında
Klikyayı bir süre işgal eden Atinalılar, Soloi'yi yönetim merkezi
yapmışlarsa da , bir yıl sonra yapılan Kilyos Barışı ile burayı
Perslere geri vermişlerdir. MÖ 333 de Asya seferine çıkan Aleksander,
Soloi yi Pers işgalinden kurtarmıştır. Filozof Chrysippoz ile takım
yıldızları ve Fenomenler hakkında öğretici şiirler yazan matamatikçi ve
astronom Aratos,MÖ 3. Yüzyılda Soloi'de yaşamışlardır.
Soloi antik çağlarda Kıbrıs Adası ve Mısır'a yapılan ticaretle zenginleşti.Kent Seleukos
Krallığı'nın
son yıllarıda Klikya korsanlarının denetiminde kaldı. Roma yönetimi
Akdenizdeki korsan faaliyetlerine son vermek amacıyla , MÖ 64 yılında
Pompeius'u görevlendirdi, İtalya'dan başlayarak Yunanistan ve
Kilikya'ya kadar olan bölgelerde korsan faaliyetlerine son vererek
Soloi'ye geldi. Burayı da korsanlardan temizledi. Yürüttüğü büyük
operasyonun zaferi anısına, kenti yeniden imar ederek, adını
Pompeipolis olarak değiştirdi.
Bizans döneminde, Hristiyanlığın
resmi din olarak kabul edilmesinin ardından , Soloi, Piskoposluk
merkezi yapıldı.Kent 527 yılında meydana gelen büyük yer sarsıntısı ile
tamamen harap oldu.Yeniden inşa edilmeye çalışılsada bu yüzyıldan sonra
yoğunlaşan Sasani ve Müslümün Arap akınları nedeniyle yeniden eskisi
gibi imar edilemedi ve terk edildi.Bu nedenle ören yerine Viranşehir de
denilmektedir.
Pompeipolis kentinde liman, sütünlu cadde,
tiyatro, Roma hamamı, kent duvarları, nekropol su kemeri gibi yapılar
bulnmaktaydı.Günümüzde dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan
korint başlıklı 200 sütunlu yoldan, 41 adet sütun ayakta kalmıştır.
Bunlardan 33 adeti başlıklı olup insan aslan ve kartal kabartmaları ile
süslenmiştir. Ayrıca liman , hamam kalıntıları, su kemeri bugüne kadar
ulaşabilmiş kalıntılar arasındadır. Mersin Müzesinde kente ait eserler
sergilenmektedir.Petersburg Hermitage Müzesinde, Bizans dönemine ait
bir kiliseden götürüldüğü anlaşılan altın ve gümüş objeler
bulunmaktadır.
2003 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan mermer
Dionyzos,pan(satyr) ve leopar üçlü kompozisyon gurup heykeli ve bir
başka ikili heykel gurubu ve bir başı olmayan bayan mermer heykeli
bulunarak Mersin Müzesine nakledilmiştir.
ZEPHYRİUM
Mersin'in
antik yerleşimi olarak kabul edilen Zephrium kentine ait bilgiler çok
azdır. Eski Halkevi(Günümüzdeki Kültür Merkezi) civarında yapılan temel
kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde elde edilen bazı buluntular, eski
Vilayet Konağı'nın ( Günümüzde Sağlık Müdürlüğü) yapımı sırasında
ortaya çıkan horosan duvarlar, mermerden yapılmış sütun ve sütun
başlıkları, Mersin Müzesi(nde bulunan mermer Aslan başı ile devşirilmiş
bazı mimari yapı elemanları, antik Zephyrium kentine ait arkeolojik
belgeleri oluştururlar. Öteyandan 19. Yüzyılda Mersin'e gelen C.Texier,
W.M.Leake gibi gezginler, yayınlarında burada gördükleri Zephyrium
kentine ait kalıntılardan sözederler. Örneğin V.Langlois,
Pompeipolis'den Mersin'e geldiğinde: "Deniz kenarında evler vardır ve
bu evlerin olduğu yerde eski bir kent harabesi bulunmaktadır ki, burası
eski Zephyrium kentidir.
ANCHIALE( KARADUVAR)
Kalıntıları
Mersin kentinin doğusunda olan bu antik yerleşim yeri için Strabon,
Aristobulos'u kaynak göstererek, Asur Kralı Sardanapal'ın Tarsus ile
birlikte Anchiale'yi bir gün içinde inşa ettiğini yazar.Gezgin
Coğrafyacı bu abartılı bilgi nakline devamla:" Sardanapal'ın mezarının
burada olduğunu ve sağ elinin parmaktlarını şaklatır durumda bir taş
heykelinin bulunduğunu ve Asur dilinde yazılmış bir kitabede"
Anakyndarakes oğlu Sardanapal , Anchiale'yi ve Tarsos'u bir günde
kurdu. Ye, iç, neşelen, çünkü diğer şeyler bundan daha değerli
değildir." Şeklindeki metnin ,parmakların anlamını açıkladığını söyler.
Anchiale,M.Ö.333
tarihinde Pers Kralı 3.Darıus ile yapmış olduğu İssos savaşından hemen
önce Alexander tarafından alınmıştı.Burada su kemerleri, yapı
kalıntıları,bir höyük,Romalılardan kalma Mozaikli bir hamam kalıntısı
vardır.
DİKİLİTAŞ
Bekirde Köyünün güneyinde yüksekliği
15 metre, genişliği 4 metre, kalınlığı 2 metre olan bir dikilitaş
vardır. Üzeri işlenmiş bulunan bu taşın MO. 7. Yüzyılda Yunanlıları
yenen Asurluların bir zafer anıtı olduğu bilinmektedir.
AYDINCIK ÖREN YERLERİ
TİYATRO
Günümüzde
toprakla kaplı olan tiyatronun varlığı yapının moloz taşlarla örülen
sırt duvarının oluşturduğu yarım daire biçimindeki kavisten
anlaşılmaktadır.
ANIT MEZAR (DÖRT AYAK)
Kent
merkezinde, büyük kesme kireç taşlarıyla yapılmış ve halk arasında
"Dört Ayak" olarak bilinen anıt mezar, İlçenin en ilgi çeken antik
yapısıdır. Kare planlı ayak üzerine baldahinli olarak oluşturulmuş
pıramidal çatılı anıt mezar M.S. geç 2 veya 3 y.y.başlarına
tarihlenmektedir.
Pramidal mimari yapısıyla, mausoleum mezar geleneğinin devam ettiğini göstermekte olup, oldukça iyi korunmuş durumdadır.
Kentin
yakın çevresinde görülebilen diğer yapılar, Aydıncık-Gülnar yolu
üzerinde 15.km.de orman içindeki kaynaktan kente su getiren kemerler ve
kanallar günümüze kadar ulaşan yapılardır.
BULUNTULAR
Bilimsel
kazı ve araştırmaların başlatılmasından önceki 1960’ lı ve 1970’ li
yıllarda, özellikle antik kent mezarlığında yapılan kaçak kazılarla
veya rastlantı olarak elde edilmiş çok sayıda eser bulunmaktadır.
Yurtdışına götürülen, sayısı ve nerede olduğu belirlenemeyenlerin
dışındakiler, Adana, Mersin, Silifke, Anamur Müzelerinde bulunmaktadır.
Bunların büyük bir bölümü pişirilmiş kil vazolar ile küçük boyutlu,
taş, altın, gümüş , cam eşyalar ve sikkelerdir. M.Ö.3.y.y.da darbedilen
II.Ptolemaios'a ait altın sikkeler ile M.Ö. 6. Ve 5.y.y.a ait drahmiler
Kelenderis'e ait önemli nümizmatik buluntulardır.
Arkeolog Levent
Zoroğlu’na göre, Doğu Akdeniz Bölgesinde ele geçen ilk eserler olması
bakımından Attik atölyelerinden gelmiş "Leythos" denilen seramik
vazolar,Kelenderis"in en ilginç buluntularını oluştururlar. Bunlar,
beyaz zeminli " siyah figürlü "Haimon" grubu,Figürsüz siyah gövdeliler
" grubu, "Bezekli Lekythoslar" gibi gruplara ayrılır.
BOZYAZI ÖREN YERLERİ
NAGİDOS
Kelenderis
gibi bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları
Bozyazı İlçesinde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir.Hakkında çok az
bilgiye sahip olunan kentten günümüze ulaşan kalıntılar, bu tepenin
zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir. Ayrıca Bozyazı Çayı
üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma çağında yapılmış olduğu
anlaşılmaktadır. Ayrıca bir su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri
yine Geç Roma, Bizans çağı kalıntıları arasında sayılabilir.
Nagidos'un
M.Ö.V.ve IV. Yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde
basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Hellenistik Çağ'da,
Mısır'daki Ptolemioslar'ın etkisi altına girmiş ise de, ardından gelen
korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştır. Orta Çağda ise,
önemsiz ve yerleşmenin sadece kıyıya çok yakın Bozyazı Adası
(Nagidussa) üzerinde yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır.
KİLİSE BURNU
Bozyazı'ya
14 km. uzaklıkta Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise
Burnu olarak bilinen, geç Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören
yeridir. Burada sur, sarnıç, bir kilise ve diğer yapılara ait
kalıntılar bulunmaktadır.
Surun dışında kuzeybatı yönünde ikisi
yanyana , biri arkada olmak üzere üç adet 1. ve 2. Yüzyıl'a ait
Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır.
MARAŞ TEPESİ (ARSİONE)
Bozyazı'nın
2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan yerleşim, Mısır Kralı
Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsione adını taşıyan antik bir liman
kentidir. M.Ö. 3.yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en
önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı
kalıntılarıdır.
ERDEMLİ ÖREN YERLERİ
ELAİUSSA- SEBASTE Silifke-Mersin
karayolu üzerinde Mersin'e 52 km. uzaklıkta olup Kumkuyu Belediyesi,
Ayaş (Merdivenlikuyu) da yer almaktadır. Şehir İÖ II.yüzyıl sonlarında
kurulmuştur. Strabon'a göre, bu şehrin bir bölümü kara parçasında bir
bölümü de karşı taraftaki adanın üzerinde yer almakta olup, bu
antikkent Elaiussa ve Sebasta kentlerinin birleşmesi ile meydana
gelmiştir. Elaiussa daha eskidir. İÖ 41 yılında Antious tarafından
Kapadokya Kralı olarak atanan ve İÖ 20 yılında Elaiussa'nın çevresinde
bulunan dağlık Klikya'yı Augustus'tan almış olan kara parçası haline
gelince kent eski önemini yitirmiştir.
Eski adının tepesi ile
batı yamacı ve adanın birleştiği kara parçası kumla kaplıdır. Kumların
altında Kral Archelaos'tan önceki zamanlara ait çeşitli tarihi eserler
bulunmaktadır. Bunlar iyi korunmuş 5 nefli Bazilika, tiyatronun caveası
(Theatron oyuğu), su kemerleri, kilise kalıntıları, zeytinyağı ve su
sarnıçları, iki mermer sütunlu saray saray kapısı, bu kapının 50 m.
kuzeyinde çeşitli hayvan resimlerini içeren döşeme mozaikli Jüpiter
tapınağıdır. Jüpiter tapınağı 612 sütunlu bir Roma mabedi olup, erken
Hıristyanlık döneminde (5. Yüzyıl) kiliseye çevrilmiştir. Şehrin
mezarlığı (Nekropal), doğu ve kuzeydedir. Burada antik bir yolun iki
yanında taş lahit ve mezarlar vardır. Bir lahitin üzerindeki yazıt
şöyledir: "Hijinos'nun oğlu Plütinos, sağlığında Sebaste mezarlığında
kızı için bir lahit yaptırdı. Öldükten sonra oraya yalnız kızı
gömülecektir. Eğer başka biri gömülürse bu kişinin ailesi Maliyeye 600,
belediyeye 300 dinar ödeyecektir." İki katlı bir anıt mezarın
cephesindeki kabartmada ortada kanatlarını açmış bir kartal,
ayaklarının altında bir yılan, kartalın sağ ve solunda zincirle
bağlanmış birer çocuk ve çocukları birer kolları zincirlidir. Aynı
zincir üzerinde birbirine bakan iki aslan vardır. Bu yapıtların hepsi
Roma devrine aittir.2003 kazı sezonunda ortaya çıkarılan buluntular
arasında M.Ö.1,M.S.1.yy. arasına tarihlenen mermer Afrodithe
Heykelciği,pişmiş toprak kadın büstü ve Attis Heykelciği,çok sayıda cam
Unguentariumlar,gözyaşı şişeleri,koku kapları,altın küpe ve bilezik
parçaları,cam kase ve tabakalar,sikkeler,süs eşyaları ortaya çıkarılmış
olup Mersin Müzesinde teşhire sunulmuştur.
ÖKÜZLÜ ÖRENYERİ Ayaş
Kasabasına 12 km. uzaklıktadır. Kanlıdivane-Çanakçı köyü yol
ayırımından stabilize bir yolla gidilir. Örenyeri Genç Helenistik,
Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür. Antik kentin taş
döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır. Bazilikası, sarnıçları
halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun
kenarında bulunmaktadır.
MUT ÖREN YERLERİ
ALAHAN MANASTIRI Evliya
Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor" diye anlattığı
Alahan Manastırı Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km. kuzeyinde,
orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4-5 km. içeride
Geçimli (Malya) köyü civarındadır. 1000-1200 m. yükseklikte ve Göksu
Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.
Hıristiyanlığın
Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul
edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu,
Hz. İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında
ibadete zorlamıştır. İsa'nın havarilerinden St. Paul ve yine Tarsus'ta
yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı
yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı
yolculuklar yapmıştır.
İşte bu iki Hristiyan Aziz'in gezileri
sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır.
Alahan Manastırı bunlardan biridir.
440-442 yıllarında yapılmış
olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi,
Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki
mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak
mimari özellikleri taşımaktadır. Süslemesinde usta bir taş oymacılığı
görülür. İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe
ayrılmıştır. Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan
dikmeleri kabartmalarla süslüdür. St. Paul, St. Pierre figürlerinden
başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in simgesel
yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, incil
yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık
motifleri zengin bir şekilde tasfir edilmiştir.
Kiliselerin
doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz,
11 m. uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir. Galerinin
ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş
bulunmaktadı.Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan
Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır. Bu
mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst örtüsü yoktur. Ana nefin
ortası ilginçtir. Burası paye ve sütunlara oturan dört kemerle örtülü
kare planlı bir kule biçimindedir. Kuli yukarıda sekizgene
dönüştürülmüştür. Kapı çerçevesi süslüdür.
Alahan Manastırının
Mezarlarından birinin kitabesinde şöyle yazılmıştır. "Burada çok
mümtaz, Flavius Severinus ve Flavius Cadalaippus'un Konsüllüğün'den
sonra İndictio'nun 15. Senesinin 13 Şubatında Mukaddes oruçlarının ilk
haftasının Salı günü ölmüş olan hatırası mukaddes kurucu T............
yatıyor."
Ayrıca, Maya Köyü yakınlarında vade içinde ve
yeraltında kırmızı ve yeşil boyalı "Renkli kilise" vardır. Bu kilise
yeni gibi görünmektedir.
DAĞPAZARI ÖRENİ Mut' un 45
km. kuzeyindeki bu köyde antik bir şehre ait kalıntılar vardır. Bizans
kilisesi ile 15 X 5.50 m. ölçüsündeki taban mozaik ilgi çekicidir.
Kilise köyün ortasına ve en yüksek yerine kurulmuştur. Uzaklardan
heybetli görünür. Hayvan figürleri ve geometrik motifler bulunan
mozaikler görülmeye değerdir. Köylüler tarafından soğuk hava deposu
olarak kullanılan sarnıçlar vardır.
BALABOL ÖRENLERİ Mut'un
batısında 40 km. uzaklıktaki Yalnızcabağ Köyü yakınındaki Değirmenlik
yaylasındadır. Büyük bir antik yerleşim alanı olduğu görülmektedir. Çok
sayıda lahit ve duvar kalıntıları vardır.
SİLİFKE ÖREN YERLERİ
ROMA TAPINAĞI
Şehir
merkezinde bulunan ve doğu ile güney yanlarındaki sütun tabanlıkları
orijinal şekilde korunmuş olan tapınağın uzun kenarında 14’er, kısa
kenarında 8’er sütun bulunmaktaydı. Ancak, her biri 10 m boyundaki
Korint başlıklı bu sütunlardan bugün sadece biri ayakta kalmış olup 3
tanesi de yıkılmış durumda yerdedir.
1980 yılında Kültür
Bakanlığı’nca başlatılan kazı çalışmaları aralıklarla devam etmektedir.
İ.S. II. yy’da yapılmış olduğu anlaşılan tapınak V. yy’da planında
önemli değişiklikler yapılarak kiliseye dönüştürülmüştür.
İ.S.
V. yy’da yaşamış tarihçi Zosimos “Tapınak, ovadaki ürünlerine musallat
olan çekirgelerden kurtulmak için Güneş ve Sanat Tanrısı Apollon’dan
yardım isteyen ahali tarafından, çekirgeler Apollon’un gönderdiği kuş
sürüsünce yok edilince O’na bir şükran ifadesi olarak yaptırılmıştır”
diyorsa da Zeus adına yaptırıldığı da söylenmektedir.
CAMBAZLI KİLİSESİ
Adamkayalar’dan
sonra Hüseyinler Köyü’nden geçilip Cambazlı Köyü’ne varılır.
Cambazlı’nın helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir
yerleşim merkezi olduğu Uzuncaburç (Diocaesarea) ve Ura (Olba) ile
Kızkalesi (Corycus)’ne döşeme antik bir yolla bağlantılı olmasından ve
günümüze kadar gelebilmiş zengin kalıntılarından anlaşılmaktadır.
Burada, kaya mezarlarının yanısıra birer küçük mabedi andıran
anıtmezarlar, lahitler, sarnıç ve özellikle köyün girişinde bulunan
kilise görülmeye değer tarihi kalıntılardır.
Cambazlı Kilisesi,
benzerleri arasında orijinal özelliklerini korumuş en iyi durumdaki
örneklerden biridir. Kuzey cephesi tamamen kapalı olan yapının içindeki
iki sütun dizisinden sağdaki Korint başlıklı bütün sütunlarla bunların
üstünde sıralanan galeri sütunları ayaktadır. V. yüzyıla ait 20 m X 13
m ölçülerindeki kilisenin apsisi ve tüm duvarları sağlamdır.
AYA TEKLA YERALTI KİLİSESİ (MERYEMLİK)
Taşucu
yolu üzerinde 4. Kilometreden sağa dönülüp bir km gidildiğinde
Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri olan
Meryemlik’e varılır. Meryemlik’in tarihi Azize Tekla’nın buraya gelişi
ile başlar.
İsa Peygamber’in havarilerinden St. Paul’ün
vaazlarından etkilenen 17 yaşındaki Tekla kendini Hıristiyanlık dinine
adar. St. Paul’ün bu değerli öğrencisi Konya ve Yalvaç’ta
Hıristiyanlığı yaymak için propaganda yaparken paganların baskılarına
maruz kalıp, öldürüleceğini öğrenince kaçıp Seleucia’ya gelir ve
sonradan kiliseye çevrilen bir mağarada saklanır. Sığındığı mağaradan
yöredeki insanlara çok tanrılı dine karşı Hıristiyanlık inancını
yayarken mucizeler yaratarak hastaları da iyileştirir. Yine
öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır.
Aya
Tekla’nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra
Hıristiyanlarca kutsal sayılmış; ta ki bu din İ.S. 312 yılında serbest
bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır. Bu
mağara daha sonra IV. yy’da kiliseye dönüştürülmüştür.
Hıristiyanlığın
resmen kabulünden sonraki dönemlerde birçok yapı ile bezenen
Meryemlik’te Mağara Kilisesinden başka, bu mağaranın üzerinde bugün
sadece apsisinin bir bölümü ayakta kalan Azize Tekla Kilisesi;
imparator Zenon tarafından Aya Tekla’ya ithafen yaptırılan kilise ile
Kuzey Kilise; hamam, birçok sarnıç, mezarlıklar ve şehir suru
kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.
TAŞUCU (HOLMİ)
Silifke
- Antalya karayolunun 10. km’sindeki Taşucu’nun bulunduğu yerde İ.Ö.
VII. yy’da kurulan eski Holmi kolonisinden bugüne hiçbir tarihi eser
kalmamıştır.
Holmi uzun süre varlığını sürdürmüş, ancak korsan
saldırıları nedeniyle İ.Ö. IV. yüzyıldan sonra zayıflamaya başlamıştır.
Büyük İskender’in komutanlarından ve Suriye Krallığı’nın kurucusu
Selefkos Nikator şehrin bu zayıf durumunu fırsat bilerek kolayca ele
geçirmiş; halkını da bugünkü Silifke’nin bulunduğu yere yerleştirmiştir.
Yolcu
trafiği açısından Türkiye ile KKTC arasındaki en önemli kapı olan
Taşucu, bugün modern bir turistik belde olarak hızla gelişmektedir.
Taşucu’nunu
2 km batısındaki bir tepenin güney yamacında yerli halkın Manastır diye
isimlendirdiği antik Mylai örenyerinde geç Roma ve erken Bizans
dönemlerine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır.
LİMAN KALESİ
Taşucu
- Antalya karayolunun hemen kenarında ve deniz kıyısındadır. Taşucu’na
7 km mesafedeki kale Osmanlı yapısı olup, XIV. yy’da inşa edilmiştir.
Günümüze dek kalan az tahrip görmüş kalelerden biridir.
KİLİKYA AFRODİSİASI
Halk
arasında Ovacık Yarımadası olarak bilinen, arkeoloji literatüründe
Kilikya Afrodisiası diye geçen bu antik yerleşim merkezine Silifke -
Anamur karayolunun 35. Kilometresinde güneye ayrılan tali bir yolla
varılır. İ.Ö. XII. yy’da yapıldığı tahmin edilen ve toplam uzunluğu 4
kilometreye yaklaşan kiklopik sur duvarları ve burçlar görülebilen en
eski kalıntılardır.
Antik kentin en önemli eseri St. Pantaleon
Kilisesi’dir. İ.S. IV. yy’a ait kilisenin tabanı tamamen mozaikle
kaplıdır. Geometrik şekiller, bitki ve kuş motifleriyle süslü mozaik
taban oldukça iyi korunmuş durumdadır.Şövalye evleri, sarnıçlar ve
nekropol görülebilecek diğer antik kalıntılardır.
DEMİRCİLİ (IMBRİOGON) ANITMEZARLARI
Silifke
- Uzuncaburç karayolunun 10. kilometresinde, antik Imbriogon şehrinin
soylularına ait tek ve çift katlı anıtmezarlar vardır. Dört tanesi
hemen yol kenarında bulunan anıtmezarlar İ.S. II. yy Roma dönemi
kalıntılarıdır.
UZUNCABURÇ (DİOCAESAREA)
Mersin’in en
önemli ve en iyi korunmuş tarihi kalıntıları Silifke’nin 30 km
kuzeyindeki Uzuncaburç beldesindedir. Helenistik çağda merkezi
Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki (ura) Olba Krallığı’nın ibadet yeri olan
bugünkü Uzuncaburç yerleşim yeri, Roma döneminde, İ.S. 72 yılında
İmparator Vespasianus zamanında Olba’dan ayrılarak Diocaesarea
(Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk, kendi adına para basabilen yeni
bir site durumuna getirilmiştir. Diocaesarea’daki Zeus Tapınağı, burç
ve piramit çatılı anıtmezar Selefkoslar, yani Helenistik; sütunlu
cadde, tiyatro, tören kapısı, çeşme, Şans Tapınağı ve Zafer Kapısı Roma
döneminden kalma yapılardır. V. yy’da hristiyanlığın yörede gelişmesi
ile Zeus Tapınağı kiliseye dönüştürülmüş, ayrıca yeni kiliseler de
yapılmıştır. Bizans döneminin ardından Anadolu Türkleri buraya şehrin
sembolü olan yüksek burcun ismini vererek “Uzuncaburç” demişlerdir.
UZUNCABURÇ’TAKİ BELLİ BAŞLI KALINTILAR ŞUNLARDIR:
Sütunlu Cadde
Tiyatronun
önünden geçen sütunlu cadde Zeus Tapınağı’nın yanında kent kapısından
gelen diğer bir sütunlu cadde ile kesişir ve Şans Tapınağı’nda son
bulur. İ.S. I. yy’dan kalma Sütunlu Cadde’deki sütunların hepsi
yıkılmış ve mimari parçalarının çoğu yok olmuştur.
Tören Kapısı
İ.S.
I. yy’dan kalma Tören Kapısı her biri 1 m çapında ve 7 m yüksekliğinde
Korint başlıklı sütunlarla heybetli bir yapıdır. Sütun gövdelerinden
çıkan konsollar üzerinde zamanında heykeller bulunmaktaydı. Yarısı
yıkılmış olan Tören Kapısı’nın 5 sütunu ayaktadır.
Zeus Tapınağı
Tören
Kapısı’ndan sonra antik çeşmeyi geçince sütunlu caddenin solunda bir
avlu içerisindeki Zeus Tapınağı’nın Selefkos Nikator (İ.Ö. 312 - 295)
tarafından yaptırılmış olduğu düşünülmektedir. Zeus Tapınağı,
Anadolu’da dört bir yanı tek sıra 36 sütunla çevrili, Korint tarzında
Peripteros planlı, en eski tapınaklardan biri olarak sanat tarihinde
önemli bir yere sahiptir. Romalılar tarafından da kullanılan tapınak,
Hristiyanlık döneminde, V. yy’da, önemli değişikliklerle kiliseye
çevrilmiş;cella'sı yıkılıp sütunların araları örülmüş ve buralara
kapılar konmuş, doğusundaki sütunlar kaldırılarak yerlerine apsis
eklenmiştir.
Zeus Tapınağı iki bin seneyi aşkın yaşı ve bugünkü muhteşem görünümü ile geçen zamana meydan okurcasına hala ayakta durmaktadır.
Şans Tapınağı (Tychaeum)
Sütunlu
caddenin bitimindeki Şans Tapınağı İ.S. I. yüzyılın ikinci yarısında
yapılmıştır. Bugün beşi ayakta olan, 6’şar m yüksekliğindeki yekpare
granit 6 sütunun taşıdığı arşitravdaki kitabe, tapınağın kentin
soylularından Oppius ile eşi Kyria tarafından yaptırılıp kente hediye
edildiğini bildirmektedir.
Zafer Kapısı Güney - kuzey
yönündeki ikinci sütunlu yol üzerinde ve Zeus Tapınağı’nın kuzeyinde
bulunan kapının ortasında bir büyük; yanlarında iki küçük kemerli
girişi vardır. Üzerindeki kitabede, depremde zarar gören kapının Roma
İmparatorları Arcadius (395 - 408) ile Honorius (395 - 423)’un birlikte
yönetimleri sırasında önemli ölçüde onarım gördüğü yazılıdır.
Anıtsal
nitelikli kapının çeşitli yerlerindeki konsollarda vaktiyle heykel ve
büstlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. “Zafer Takı” görünümlü bu
muhteşem yapı Zafer Kapısı olarak anılır.
Tiyatro
Roma
İmparatorları Marcus Aurelius (161 - 180) ile Lucius Verus (161 -
169)’un birlikte yönetimleri sırasında yapılmış olduğu burada bulunan
bir yazıttan anlaşılmaktadır. Yer olarak doğal çukur bir arazi
seçilerek oturma basamakları arazinin meyilinden faydalanılarak
yapılmıştır.
Helenistik Anıtmezar Uzuncaburç
beldesinin güneyindeki bir tepe üzerinde yapılmış olan anıtmezar Dor
biçimindeki mimarisi ile yörede tektir. Piramit çatılı, 15 m
yüksekliğindeki mezaranıt 5,5 m X 5,5 m ölçülerinde kare planlıdır.
2300 yıllık anıtmezarın Selefkoslar veya Olba Krallığının
yöneticilerinden birine ait olduğu tahmin edilmektedir.
Helenistik Yüksek Kule Şehri
çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16 m X 13
m oturumunda ve 23 m yüksekliğinde olup yapımında hiç harc
kullanılmamıştır. Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule,
yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar, tehlike anında halkın
sığındığı ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak ta
kullanılmaktaydı.Kule kapısı üzerindeki yazıttan, İ.Ö. III. yüzyılın 2.
Yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule,
geçirdiği yangın sonucu vali Petronius’un emriyle İ.S. III. yy
solarında onarım görmüştür.Eski paraların üstünde amblem olarak
kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle
bugünkü beldenin ismine de kaynak olmuştur: Uzuncaburç.
Kiliseler
Hristiyanlığın
bölgeye gelmesiyle, V. yy’da Zeus Tapınağı’ndan dönüştürme kiliseden
başka üç kilise daha yapılmıştır. Bunlar, kule yakınındaki Stefanos
Kilisesi, nekropoldeki Mezarlık Kilisesi ve tiyatro yanındaki küçük bir
kilisedir. Bunlardan çok az kalıntı mevcuttur.
Nekropol
Kentin
kuzeyindeki bir vadinin her iki yamacına yayılmış olan nekropol sahası,
hem Helenistik, hem Roma, hem de Bizans dönemlerinde kullanılmış olup
kaya oyma çok sayıda mezar vardır.
Ura (Olba) Uzuncaburç’un
4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve
önemli bir ticaret şehri idi. Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan
antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arsında çeşme
binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunmaktadır.
Buradaki
en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus Severus (İ.S. 193
- 211) zamanında yaptırılmıştır. Lamus Deresi’nden alınan su kanal,
tünel ve akuadüklerle bu çeşmeye akıtılıyordu.
Diğer bir önemli
eser ise nekropolün bulunduğu vadi üzerine kurulmuş, 150 m uzunluğunda,
25 m yüksekliğinde dört kemerli akuadüktür. Bu su kemerinin korunması
ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının
önemini göstermektedir. Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su
kemeri, Bizans İmparatoru II. Justin yönetimi sırasında, 566 yılında
onarım görmüştür.Çeşmenin yanında bulunan tiyatro binasından bazı
oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze dek k
Ayvacık
ilçesinde yeralan Assos dört mevsim yerli ve yabancı turistleri konuk etmektedir.
Akropol denizden 238 m. yüksekliğindedir. Athena Tapınağı M.Ö. 6ncı yüzyılda
burada aynı yerde yapılmıştır. Biga yarımadası ve Edremit Körfezi'ni koruması
özelliği yanında, eski ihtişamı nedeniyle bu Dorik tapınak restore edilmiştir.
Tapınağın kalıntılarına vuran ay ışığını seyretmek için bir süre kalıp beklenebilir
ya da sabah erkenden kalkıp güneş yavaş yavaş yükselirken şehrin yukarısından
Edremit Körfezi'nin şahane görüntüsü izlenebilir ve böylece bu cennet köşesinin
neden seçildiği anlaşılır. Tepelerden denize doğru agoralar, bir tiyatro ve
bir de Jimnasyum yer almaktadır. Akropol'un kuzey köşesinden, hepsi de 14 üncü
yüzyılda Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında yapılan bir cami, bir köprü ve bir
de kale görülür. Aşağısında ufak ve sevimli bir liman bulunmaktadır.
Behramkale'nin 25 km. batısında, Gülpınar köyünde M.Ö. 2nci yüzyılda Apollon
Smintheus Tapınağı'nın yapıldığı tarihi şehir Chryse yer almaktadır. Gülpınar'ın
15 km. batısında, işaretleri bulunmayan sivri kayalıklı bir sahil boyunca uzanan
yolda, denize inen dik yamaçtaki hoş köy evleriyle, Babakale bulunmaktadır.
Bozcaada
Sizde sakin, huzurlu ve şehrin beton yığınlarından sıkılıp tüm şehrin
karmaşasından uzak bir tatil geçirmek istiyorsanız Bozcaada tam size
göre. Bir kere gittiğiniz zaman müdavimi olacağınız bir yer.
Tertemiz denizi, size özel hissedebileceğiniz kadar küçük ve bir o
kadar da güzel koyları, kekik kokulu tepeleri ve rüya gibi
kumsallarıyla tatilinizi geçirebileceğiniz bir doğa harikası Bozcaada.
Bir tekne kiralayıp dilediğiniz yere demir atıp denizin keyfini
çıkarmak, koylarında serinlemek, pilajda oturup güneşin tadını
çıkarmak, dalmak, oltayla balık tutmak, bisikletle ya da yürüyerek
Bozcaadayı keşfetmek yapabilecekleriniz arasında. Tabiki Ege'nin
ortasında tertemiz bir denizde yüzdükten sonra akşam olunca kale
gezintisi yapmakda cabası...
Eşsiz kumsalı, ılık denizi ve tarif edilemeyecek kadar güzel
maviliğiyle Bozcaada büyüleyici bir güzelliğe sahip. Haftasonu veya
günübirlik gidenlerin tercihi Ayazma Plajı. Adanın en çok ilgi görülen
yerlerinden olan kıyı bandı ise kum kürüne girenlerin şifa kaynağı.
Çardaklarda, kır lokantalarında yorgunluğunuzu atabilir, masmavi
denizinde yüzebilir, sakin koylarında dalga seslerini dinleyip
tatilinizin tadını çıkarabilirsiniz. Eğer sakinliği tercih ediyorsanız
Ayazma'dan sola devam ederek Mermer Burnu'na ulaşabilirsiniz. İlginç
coğrafi yapısı, mermek kayalarla kaplı koy durgun denizi ile büyük ilgi
görüyor.
Bozcaada Kalesi'de yürüyüşe çıkan ve günbatımını izlemek isteyenler
için harika bir yer. Kalenin muhteşem manzarı karşısında liman
içerisinde bulunan restoranlarda açık havada ve büyüleyici bir manzara
eşliğinde yemek yemenin keyfini çıkarabilirsiniz. Bozcaada Kalesi: Bizanslılar ve Cenevizliler
tarafından kullanılan kale, Çanakkale Boğazı'nın önemi nedeniyle Fatih
Sultan Mehmet tarafından onarılmış. 10 m. yüksekliğinde ve 250 m. su
hendeğiyle adadan ayrılan Bozcaada Kalesi 2 kısımdan oluşuyor. Kale
görkemli görünüşüyle dışarıdan olduğu kadar içeridende çok etkileyici.
Günbatımından hemen sonra güçlü spotlarla aydınlatılan kale Ege'nin
ortasında ışıl ışıl parlıyor.
ULAŞIM:
İstanbul'dan özel araçla yola çıkanları, iki kez feribot yolculuğu
bekliyor. Otoyoldan Kınalı çıkışından ayrılanlar, Tekirdağ-Keşan'a
gelince Gelibolu yönüne dönüp saat başı kalkan feribotlarla Lapseki
veya Eceabat'tan Çanakkale'ye geçebilirler. Araç sırasında beklemek
istemeyenler için 5-6 araç kapasiteli dolmuş motorlar, Gelibolu ve
Kilitbahir'den Çanakkale'ye sefer yapıyorlar. Çanakkale üzerinden
Ezine'ye gelince Geyikli'ye ayrılan yoldan, Bozcaada Feribot
İskelesi'ne ulaşabilirsiniz. Feribot sefer sayısı ve saatleri yaz ve
kış tarifesine göre değişiyor. Yola çıkmadan önce mutlaka
öğrenmelisiniz.
Eğer özel aracınız yoksa ve otobüsle gitmek istiyorsanız belli başlı
otobüz firmalarının Geyikli'ya bağlı Yükyeri Feribot İskelesi'ne kadar
seferleri mevcut. Otobüsler adaya geçmeden sizi iskelede bırakıyorlar.
NE YENİR:
Merkezde liman boyunca sıralanmış restoran, lokanta ve kafelerde
dilediğinizi bulabilrsiniz. Ada restoranlarında Ege mutfağına özgü
deniz ürünlerini tadabilirsiniz. Balık, kalamar ve diğer deniz
ürünlerini sevenler için eşsiz lezzetler bulmanız mümkün. Ayrıca
lahmacun, pizza ve kebap türü yiyeceklerde diğer seçenekler arasında.
Asma yapraklı omlet, Lipsos balık buğlaması, ev yapımı üzüm likörü ve
Bozcada şaraplarının tadına bakmadan Adadan ayrılmamalısınız.
Çevresi
14 mil tutan Bozcaada, önemli bir turistik merkezdir. Etrafındaki irili ufaklı
adacıklarla çevrili olan ada, Çanakkale Boğazı'na 15 mil, Limni'ye 30 mil, Midilli'ye
33 mil mesafededir. Ulaşımın sağlandığı Ezine ilçesi Geyikli beldesi Yükyeri
Feribot İskelesine ise 3,4 mil uzaklıktadır.
Adada Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı,
Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe
Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on iki adet cennet benzeri koyu vardır. Bu koylara
Adadaki dalış merkezi tarafından koylarında dalış turları düzenlenmektedir.
Bozcaada'ya yaklaşıldığında bir Venedik kalesi dikkat çeker. Venedik, Ceneviz
ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı'nın önemi nedeniyle
Fatih Sultan Mehmet döneminde esaslı bir şekilde onarılmıştır.Adanın şarabı
suyu kadar boldur; bir tur atıldığında birçok bağ ve şaraphaneler görülür. Adanın
batısındaki yeldeğirmenleri adanın olduğu kadan çevrenin de önemli ölçüde elektrik
enerjisini sağlamaktadır.
Adada konaklamak için her talebe uygun otel ve pansiyon bulunmaktadır.
Gökçeada
Gökçeada;
Türkiye'nin yüzölçümü açısından en büyük adası olmakla birlikte ülkemizde
güneşin en son battığı yer olma özelliğinide taşımakta. Mavi ve yeşilin bütün
tonlarını içinde barındıran ve kirlenmemiş deniziyle hayran kalabileceğiniz bir
yer Gökçeada. Eski rum köylerini, manastırlarını, kiliselerini günümüze
taşımakla beraber ve Türk - Rum topluluklarının nasıl bir arada
yaşayabileceğinin bir göstergesi. Tarihi dokusuyla, sessizliği sadece denizin
dalgalarıyla bozulan koylarıyla, ve incecik kuma sahip sahiliyle tatilinizin
keyfini çıkarabilirsiniz.
Gökçeada'da
yapabileceğiniz bir çok alternatifiniz var. Eski Rum Köylerini, koylarını,
kilise ve manastır gezileri, rüzgar sörfü, Türkiye'nin ilk ve tek Deniz
Parkı'nı gezmek ve Dünya'nın en güzel
günbatımını izlemek bunlardan bazıları.
Alternatif
Sporlar: Gökçeada doğal yapısı nedeniyle birçok sportif aktiviteye ev sahipliği yapıyor.
Rüzgar sörfü, avcılık, tracking, yüzmeve
su altı dalışları yapabilirsiniz. Aydıncık Kefaloz sahilinde rüzgar
sörfü ookulu bulunmaktadır. Ayrıca su altı dalışları izne tabi olduğundan
dolayı bu sporu yapmak isteyenler yetkili kurum ve kuruluşlardan izin almaları
gerekmektedir.
GEZİLECEK YERLER:
Tepeköy: Adına yaraşır
bir şeklilde oldukça yükseğe kurulmuş olan Tepeköy kendine has mimarisiyle
görmeye değer bir yer. Ayrıca buraya gelmişken
"Aya Kalyopi Manastırı" nı gezebilirsiniz.
Kaleköy: Adını burada yer
alan Kaleden almış olup şu anda bu kaleden geriye kalan kalıntıları gezebilir,
Mavi Koy ve Yıldız Koy'da denize girebilir ve akşamda Dünya'nın en güzel
günbatımını seyredebilrsiniz.
Kaya mezarı: Kaya mezarı'nın ilçe merkezine uzaklığı
18 km. civarında olurp Aydıncık'ı Uğurlu'ya bağlayan asfalt yolun
sağındaki Kokina mevkiinde yer almaktadır. Roma dönemine ait olduğu
tahmin edilmektedir. Yolun yaklaşık 100 m. uzaklığındadır bu nedenle de
araçla ulaşım mümkün değildir yürüyerek ulaşılabilir.
Aydıncık sahili: Sahiluzunluğu yaqklaşık 2 km'dir. Yaz
aylarında Adanın en gözde plajı olmasının yanında Tuzgölüne uzaklığı
nedeniylede daha çok ilgi çekmektedir. Rüzgar sörfüne ilgi duyanlar
için en uygun mekan burasıdır aynı zamanda kamp yapma ve çadır kurma
açısından uygun bir konumdadır.
Tuzgölü: Aydıncık
sahilinin hemen yanıbaşındadır. Yaz aylarında suyu çekilmesi nedeniyle
Tuz Gölü’nde siyah renkli çamur oluşumu gerçekleşir. Bu çamur içerdiği
kimyasal bileşenler sebebi ile romatizma, sedef ve kireçlenme gibi
rahatsızlıkları iyi gelmektedir. Pek
çok canlı türü için de beslenme alanı oluşturur. Göç eden pelikan,
flamingo, yaban ördeği ve kazı gibi kuşlara da değişik dönemlerde ev
sahipliği yapmaktadır. Burada oluşan ve vücuda sürülen çamurdan en iyi
arınma yöntemi ise hemen yanıbaşında bulunan deniz suyundan
faydalanmaktır.
Yıldızkoy: Adanın aklınızda kalabilecek en güzel
yerlerinden birisidir. İlginç kaya oluşumlarıyla dikkat çeker.
Yıldızkoy'dan başlayarak Yelkenkaya
arasında kalan kısım sualtı güzellikleri nedeniyle Türkiye Deniz
Araştırma Vakfı (TÜDAV) na tesis edilmiş ve Türkiye'nin ilk ve tek Su
Altı Milli Parkı olarak ilan edilmiştir.
ULAŞIM:
Gökçeada'ya gelebilmek için
Kabatepe Limanı'ndan arabalı vapur yada sadece Pazartesi ve Cuma
günleri sefer yapan feribotla (araç taşıyabilir) Çanakkale
merkezden ulaşabilirsiniz.
Arabalı Vapur: Arabalı Vapur
Kabatepe Limanından Haziran 15'ten itibaren günde dört sefer
yapmaktadır. Yolculuk 2 saat kadar sürer. Yaz döneminde sıra olabileceği
için limana erken gitmek faydalı olacaktır.
Kabatepe
Limanı Gelibolu yarımadasının Saros Körfezi
tarafında kalmaktadır ve, buraya ulaşmak için öncelikle Çanakkale
Merkezden Eceabat'a geçmek gerekir. Eceabat'tan Kabatepe'ye vapur
saatlerine göre dolmuş çalışmaktadır. Özel aracı ile gelen misafirler
Eceabat'ın çıkışında Kabatepe Limanı yol işaretlerini takip ederek
ulaşabilirler.
Feribot: Feribot
Pazartesi ve Cuma günleri Çanakkale'deki Limandan hareket eder. Yolculuk
yaklaşık 2 saat sürmektedir. Feribotun kalkış saatini Liman
Müdürlüğünden telefonla, yada Liman yetkililerine sorarak mutlaka daha
önceden öğrenmeniniz.
GEMİ SAATLERİ:
Not: Gemi saatlerini mutlaka telefonla tastik ettiriniz.
Doğan Pansiyon: Yeni Bademli Köyü İlkokulu Karşısı TEL: 0286 887 27 03
Kardelen Pansiyon: Uğurlu Köyü TEL: 0286 897 61 66
Dilek Motel: TEL: 0286 897 61 41
ÖZ Pansiyon: TEL: 0286 887 20 35
Ay Işığı Pansiyon: TEL: 0286 887 38 63
Damla Pansiyon: TEl: 0286 897 61 34
NE YENİR:
Ada denilince ilk akla gelen deniz ve doğal olarak balıktır. Bunun için
Gçkçeada balık sevenler için mükemmel lezzetler sunmaktadır. Damak
zevkinize uygun taze balık yiyebilirsiniz. Ayrıca burada bulunan cafe,
restoran ve ev yemekleri yapan mekanlardan da istediğin her şeyi
bulabilmeniz
Türk
adalarının en büyüklerinden biri olan Gökçeada körfezlerle çevrilidir. Farklı
tonlardaki çam ve zeytin ağaçları ile kaplı tepelerinde yer yer kutsal pınarlar
ve manastırlar bulunmaktadır. Buraya, Çanakkale ve Kabatepe'den tarifeli, muntazam
araba vapuru seferleri yapılmaktadır. Gökçeada (Kuzu limanı), Çanakkale'den
izlenen rotaya göre 32 mil, Gelibolu yarımadasındaki Kabatepe limanına 14 mil,
Bozcaada'ya 33 mil, Ege denizinde bulunan Yunan adalarından Limni'ye 16 mil,
Semadirek adasına 14 mil uzaklıktadır. Tatlı su kaynakları bakımından dünyanın
en zengin adalarından biridir. Adanın koylarına dalış turları düzenlenmektedir.
Antik Kentler
Truva İntepe
Bucağı, Tevfikiye Köyü yakınında, Çanakkale'ye 30 km. uzaklıkta, Hisarlıktadır.
Arkeolojik kazılar farklı zamanlardaki yerleşim mekanlarını, şehir surlarını,
ev temellerini, bir tapınak ve tiyatroyu ortaya çıkarmıştır. Tahtadan sembolik
bir at eski savaşı hatırlatmaktadır. Tarihi limanı Alexandria - Troas M.Ö. 3.
yüzyılda yaptırılmıştı. St. Paul burayı iki kere ziyaret etmiş, ve üçüncü misyonerlik
yolculuğuna, Assos'a yine buradan başlamıştır.
Dardanos
Çanakkale'ye 11 km. uzaklıkta Kalabaklı Çayı kıyısında, Maltepe'dedir. Bu mezar
anıtı, bir koridor, ön oda ve ana mezar odasında oluşmaktadır. İçinde bir çok
iskeletle, altın takılar, bronz ve pişmiş topraktan gereçler, kandiller, gözyaşı
şişleri, müzik araçları bulunmuştur. Mezarda Arkaik İyonik ve Roma dönemlerinden
yapılar vardı.
Gülpınar
Ayvacık çevresinde kalıntıları bulunan antik eserlerden İlyada Destanı'nın birinci
bölümünün geçtiği Apollon Smintheus Tapınağı, Gülpınar'da bulunmaktadır. Tapınak
kalıntıları ve tapınaktan çıkan eserler buradaki müzede sergilenmektedir. Bölgede
bulunan müzede Tapınağa ait rölyeflerde bu sahneleri görülebilmektedir.
Zeus Altarı
Küçükkuyu beldesine bağlı Adatepe Köyünün üst tarafında bulunan,ön tarafı diklemesine
uçurum olan mağara, Zeus'un mağarası olarak bilinmektedir.
Alexandreia
Dalyan Köyündedir. M.Ö 310'da 'Sgia' adlı küçük bir köyün yerine kurulmuştur.
Güçlü ve zengin bir ticaret merkezi olarak gelişen kent Romalılar döneminde
de önemini korumuştur.
Neandria
Kayacı Köyü yakınında Çığrı Dağı'ndadır. Kenti çevreleyen surlar 3 m. Kalınlıkta
ve 3200 m uzunluktadır.
Sestos
Eceabat'a 4 km. uzaklıkta,Yalova köyündedir. Akbaş Limanı'nın güneyinde kurulmuştur.
Fatih Sultan Mehmet Kilitbahir Kalesi'ni yaptırırken, Sestos kalesinin taşları
kullanılmıştır.
Kaleler
Sultan Kale (Kale-Yi Sultaniye)
Kente adını veren önemli ve görkemli bir anıt niteliğindir. XV. yy. ortalarında
Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış 1551'de Kanuni Sultan Süleyman döneminde
onarılmıştır.
Gelibolu Kalesi Antik
dönemde kurulduğu bilinen kaleyi, Bizans İmparatoru I. Justiniaus onartmıştır.
Evliya Çelebinin anlattıklarına göre, dik ve kesik kayalarla kurulu 6 köşeli
bir kaleydi.
Kazdağı (Ayazma)
Bayramiç ilçesi, Evciler köyünden sonra 5 km. mesafededir. Kazdağı'na özgü uzun
ağaçları, gürül gürül akan suları ve piknik yerleri ile ilimizin en güzel mesire
yerlerinden birisidir. Kazdağı'nda (Ayazma) her yıl ağustos ayı içinde Geleneksel
Kazdağı Güzellik Yarışması düzenlenmektedir.
1774 m. yüksekliğindeki Kaz Dağı (Ida Dağı) muhteşem manzarası, sakin yeşil
alanları ve sıcak su kaynaklarıyla Kaz Dağı Milli Parkı'nın yanında, Çanakkale'nin
güney ucundadır. Bayramiç ve Evcilerden geçerek Kaz Dağı Milli Parkı'na ulaşan
kuzey girişinde gündüz kampingleri için birçok imkan mevcuttur. Çanakkale'ye
60 km olan Bayramiç'te 18 inci yüzyıl güzel Hadimoğulları Konağı (Osmanlı evi),
içindeki etnografya müzesi ile yer almaktadır.
NE YENİR?
Her
kenarından denize kıyısı olan Çanakkale ve ilçeleri tam bir deniz ürünleri cennetidir.Her
mevsin taze balık ve deniz ürünleri bulmak mümkündür. Gökçeada ve Bozcaada üzümleri
ve burada yetişen üzümlerden geleneksel yöntemlerle imal edilen şarapları tadılmalıdır.
Çanakkale'den Yemek Tarifleri
Asma yaprağında sardalye
Malzemeler: 16 adet büyük sardalye
16 adet salamura asma yaprağı
1/2 su bardağı rafine yağ
1 tatlı kaşığı tuz
1 çorba kaşığı limon suyu
1 adet limon (dörde bölünmüş)
Hazırlanışı: Asma yapraklarının her iki tarafı yağlanır. Balıklar tuzlanıp
üzerine limon suyu ve yağ dökülür. Sardalyeler birer asma yaprağına yerleştirilip,
balıkları örtecek şekilde rulo yapılır. Beş dakika kadar ızgarada pişirilir.
Dörde bölünmüş limon ile süslenerek servis yapılır.
Peynir Helvası
Malzemeler: 1 kg. koyun sütünden yapılmış peynir
200 gr. irmik
3 adet yumurta sarısı
1.5 kg. şeker
200 gr. peynir
Hazırlanışı: Peynir, irmik ve yumurta sarıları bir tencerede karıştırılarak
hafif hararetli ateşte eritilir. Piştikten sonra 200 gr. peynir daha eklenerek
biraz daha ateş üzerinde tutulur. Soğuyunca üzerine toz şeker konup karıştırılır.
tepsiye dökülerek fırına verilir.
Yoğurtlu kavurma
Malzemeler:
1 kg kuzu kuşbaşı
4 orta boy kuru soğan
2,5 kahve fincanı sıvı yağ
2,5 kahve fincanı yoğurt
1 baş sarımsak
Yarım demet maydanoz
8-10 adet sivri biber
1-2 adet domates
1,5 su bardağı sıcak su
Tuz
Hazırlanışı: Sıvıyağı iyice kızdırın. Kuşbaşı eti ilave edip kavurun.
Soğanları yarım halkalar halinde doğrayıp etlere ekleyin. Soğanla eti birlikte
ağır ateşte 20 dakika pişirin. Doğranmış yeşil biberleri ve bir bardak sıcak
suyu etlere ilave edin. Suyunu çekip etler yumuşadığında yarım bardak su daha
ekleyip biraz daha pişirin. Domateslerin kabuklarını soyup küçük küpler halinde
doğrayın. Maydanozu ince ince kıyıp domateslerle birlikte yemek suyunu çektikten
sonra etlere ilave edin. Bir süre daha pişirip ocaktan alın. Sarımsakları soyup
dövdükten sonra yoğurtla karıştırın. Kavurmayı servis tabağına aldıktan sonra
üzerine sarımsaklı yoğurt gezdirin. Kırmızı toz biberi yağda kızartıp üzerine
gezdirirseniz daha farklı bir lezzet elde edersiniz.
Yöresel Yemekler
ÇORBALAR:
Tarhana Çorbası:
Bir tencereye biraz
zeytin yağ konur. Bunun içine bir kaşık domates salçası ilave edilerek
kavrulur. Üzerine bir litre kadar soğuk su ilave dökülür. Önceden
hazırlanan tarhanadan iki yemek kaşığı ilave edilerek eriyinceye kadar
karıştırılır. Tarhana eridikten sonra (karıştırma bırakılır) kaynatmaya
devam edilir. Kaynayan çorba biraz koyulaşır, tuz ilave edilerek sıcak
sıcak servis yapılır.Bazı evlerde tarhana piştikten sonra 4-5 diş
sarımsak soyulup güzelce dövüldükten sonra ilave edilir.
Tarhana çorbasına yağ ve salça konmamış ise süt veya süt kaymağı ilave edilirse buna sütlü tarhana çorbası denir.
Yoğurt Çorbası:
Yoğurt, pirinç, yumurta, sıvı yağ
Pirinç
su ile beraber kaynatılır. Çırpılan yoğurda yumurta bir kaşık un ilave
edilir. Pişmiş pirincin üzerine çırpılarak dökülür. 10 dakika
kaynatılıp üzerine tereyağ ve kırmızı biber ilave edilir.
Sütlü Çorba
Bulgur, süt, su, tuz
Yarı
yarıya süt, yarı yarıya su bir miktar bulgur konulup kaynatılır
piştikten sonra üzerine tereyağ ve kırmızı biber konulup servise hazır
olur.
YEMEKLER
Kuru Bamya:
Soğan, kuzu eti, salça
Soğanla
et pişirilip üzerine salça ilave edilip suyu konur. Kuru bamyamız
üzerine dökülüp 30 dakika kaynatılır. Servise hazır edilir.
Kuzu Kapama:
Kuzu eti, soğan, domates, yeşil biber, sarımsak, tuz
Bir
tepsinin içine et, soğan, domates, yeşil biber sarımsak tuz harmanlanıp
tepsinin üzeri kapatılıp su koymadan fırına verilir. İki saat sonra
servise hazır edilir.
Oğlak Çevirme:
1 bütün oğlak. İp, düzgün bir sırık
Oğlak
sırığa geçirilip ön aylakları boyna gelecek şekilde, arka ayakları
ortası açık şekilde karnı bir miktar ip ile dikilir. Daha önceden
yakılan kızgın ateşin 1 metre gerisinden başlanıp üzeri sürekli
yağlanarak çevrilmeye başlanır. Ateşin feri azaldıkça ateşe doğru
yaklaştırılır. Nar gibi kızardıktan sonra servise hazır olur.
Terbiyeli Köfte:
Kıyma, pirinç, karabiber, zencefil, yenibahar, kimyon, kırmızı biber, tuz, ekmek
Kıymamızı
ekmek, pirinç ve tüm baharatlarla harmanlanıp yoğrulur. Köftemiz bilye
şekline gelir. Suyu kaynatıp bilye haline gelen köfteyi una bulanıp
kaynayan suyun üzerine bir seferde dökülür. 20 dakika sonra altı
kapatılır. Kızarmış tereyağ ile süslenip servise hazır edilir.
Bakla Keşkeği:
Baklalar ıslatılarak
bekletilir, kabukları soyulur. Kabukları soyulan baklalar bir tencerede
pişirilir. Soğuduktan sonra kevgirden (delikli kap) geçirilir. Bir
tencereye yağ, rendelenmiş soğan, salça ilave edilerek kavrulur. İçine
kevgirden geçirilen baklalar ilave edilir. Biraz et suyu koyarak
kaynamaya bırakılır. Piştikten sonra tabaklara koyup üzerine et ve
baharatlar ilave edilerek servis yapılır.
Tumbi:
Malzeme:
1 adet orta boy soğan
2 adet domates
2 adet patlıcan
maydanoz, karabiber, biber pul biber
1 su bardağı sütlü göce
½ yağ (zeytin yağ) Yapılışı:
Önce
bir tavanın içine soğanı doğrarız. Sonra domatesleri küp şeklinde
doğrayarak ilave ederiz. Aynı şekilde patlıcanları da tavaya koyar
iyice kavururuz. Kavrulduğunda 2 bardak su ilave ederiz. Su kaynarken
içine atar ve kapatırız. Fazla soğumadan tepsiyi yağlayıp elimizle
yarım oval şekil vererek tepsiye dizeriz 100 derecelik fırına salarız.
(fırına vermeden önce tumbilerin üzerine salça ve zeytinyağını çırparak
süreriz)
Peynirli Patlıcan:
Malzemeler:
4 adet patlıcan
peynir veya lor
maydanoz, biraz tuz
çiçek yağ
Yapılışı:
Patlıcanları
ikişer parça şeklinde birbirinden ayırmadan kesin aralarına peynirli
maydanozu koyup kapatın ve yağı kızdırılmış tavada kızartın.
Mantı:
Malzemeler:
Un, tavuk butu, 2 baş soğan, 1 çay bardağı yağ, 2 su bardağı süt tarhanası, 1 yemek kaşığı karabiber, nohut
Yapılışı:
2
baş soğan, 1 çay bardağı yağ ile kavrulur, 2 su bardağı süt tarhanası
katılarak kavurmaya devam edilir, içine bir bardak sıcak su konularak
kabartılır, içine bir yemek kaşığı karabiber konulur ve karıştırılır. 2
tane hamur açılır ve 5 er santimlik bölünür, içersine 1er tatlı kaşığı
iç konur, dört köşesi kapatılıp bohça hale getirilir, yağlanmış tepsiye
dizilir, fırında üzeri pembeleşinceye kadar pişirilir, üzerine 1 su
bardağı pişirilmiş nohut serpilir, 1 tencerede haşladığımız 2 tavuk
butu didilerek üzerine serpilir ve suyu da üzerine dökülür, suyunu
çekinceye kadar fırında bekletilir ve sıcak servis yapılır.
Turp Otu Salatası:
Malzemeler:
1 kilo turp otu, ½ çay bardağı zeytinyağı, 1 limon
Yapılışı:
Ayıklanmış
ve yıkanmış turp otları kaynayan su tenceresine bastırılır. Yapraklar
etli oldukları için fazla kaynatılmamalıdır. (yumuşarsa lezzeti
kaybolur) kalın sapları pişince süzülerek servis tabağına alınır.
Üzerine yağ ve limon koyunca yeşil yapraklar sararır. Bu nedenle
sofraya yeşil gelmek isteniyorsa son dakikaya kadar yağ, limon ve tuzu
koyulmalıdır. Ilık yenirse çok daha iştah açıcı olur. Özellikle balık
ile yenmesi iyi olur.
Kaçamak:
Mısır unu, ayran, yumurta, sıvı yağ, pekmez.
Mısır
unu ayran, su tuz ilave edilip sıvık ve katı arasında bir şekle
gelinceye kadar karıştırılır tencereye konup birbiriyle özdeşinceye
kadar pişirilir. Tepsinin içine biraz yağ, yumurta kırılır pişirilen
malzeme tepsiye yayılıp kızgın fırına verilip çıkarılır üzerine pekmez
dökülüp servise sunulur.
Şelame:
Malzemeler:
Un, Çerkez peyniri, yağ
Yapılışı:
Börek
hamuru gibi tutulur. Oklava ile kalınca daireler halinde açılır. Açılan
hamurun üzerine ufak boy tencere kapağı kapatılarak daire şeklinde
kesilir. Bunların içine de Çerkez peyniri ufalanır. Sonra bunlar
çeşitli şekillerde katlanır. Ve şiven içinde yağda kızartılır.
Şelamenin şekilleri şu şekilde yapılır.
1- içine peynir ufalanan hamur D şeklinde katlanır. Kenarları rulet ile kesilir. Bu parçalar hamurun iki yanına katlanır.
2-
İçine peynir ufalanan hamurun üstüne, bir hamur daha kapatılır.
Bunların kenarları yine rulet ile D şekilde kesilir. Yine parçalar iki
yöne katlanır.
DENİZ ÜRÜNLERİ
Lakerda:
Torik veya iri palamut balığından
yapılır. Başı ve kuyruğu kesilip çıkartılan balıklar dilimlenerek bir
gün suda bekletilir. Temiz bir teneke yada cam kabın içine her iki yanı
kalın tuza batırılarak döşenir. Burada önemli olan bir kürdan yada
benzeri bir araçla kemik iliğinin çıkarılmasıdır. Aksi halde balık
kurtlanır. Daha sonra üzerine temiz bir tahta ve taş benzeri baskı
konarak olmaya bırakılır.
Balık Izgara:
Sardalye, çinekop, lüfer,
palamut, kolyoz, barbunya, mercan, sarpa, kupa, uskumru, ve yılan
balığının ızgarası çok lezzetli olur.
Temizlenmiş ve deniz suyu ile
yıkanmış balıklar, tuz ve kekik ile bekletilir. Kömür ateşinde
pişirilir. Sardalyalar ayıklanmadan da ızgara yapılabilir. Ayrıca bu
balığı asma yaprağına sararak ızgara yapmakta ayrı bir lezzet
katar.Yılan balığı ızgara yapılmadan önce kılçıklı kısımları
ayrılmalıdır. Balığın kuyruk ve baş kısmı çok kılçıklıdır. Bu kısımlar
çorba için çok uygundur. Izgara için ortada kalan kısmı dilimlenerek
kullanılır. Yılan balığı çok yağlıdır ve şifası ile lezzetinin bu yağda
olduğu söylenir.
TATLILAR
Zerde:
Malzemeler:
Pirinç, zerdeçal, şeker, gülsuyu.
Yapılışı:
Pirinçler
suda yıkanıp suda kaynatılacak pişmeye döndüğünde şekeri ilave
edilerek. Şeker eridikten sonra zerdeçal konulacak. İyice piştiğinde
gülsuyu konularak tabaklara dökülerek soğumaya bırakılacak. Üzerine kuş
üzümü, çam fıstığı, tarçın dökülerek servise hazırdır.
Biga Peynir Tatlısı:
Malzemeler:
Günlük tuzsuz peynir (teleme), un, yumurta, kabartma maddesi, irmik,
Yapılışı:
Tüm
malzemeler makine ile yoğrularak makine ile kalıplara döküldükten
sonra, fırında pişirilir. 24’lük ve 50’lik paketler ile ambalajlanır.
Hazırlanışı:
24
adet peynir tatlısı, 1 kg şeker ve 1,2 kg su ile birlikte geniş bir
kapta büyüyüp koyu parlak bir görünüm alıncaya kadar yaklaşık yarım
saat orta ateşte kaynatılır. Pişirildiği kapta soğumaya bırakılan
tatlılar 2 adeti bir porsiyon olacak şekilde servis yapılır. Arzu
edilirse üzerine kaymak veya krem şanti konarak da servis yapılabilir.
Peynir Helvası:
Özellikle yağlı, tuzsuz,
taze koyun peynirinden yapılır. Peynir küçük parçalara ayrılır bir
kapta hafif ateşte karıştırılarak eritilir. Süt haline gelen eriyik bir
müddet kaynatıldıktan sonra önce un (isteğe bağlı irmik) sonra toz
şeker karıştırılıp iyice yedirilir. Topak olmaması için pişene kadar
hafif ateşte ve aynı yönde olmak kaydıyla karıştırılır. Bazı kişiler
topak olmaması için çay kaşığının burnu ile biraz karbonat
karıştırılır.
Sütlü İrmik:
3 numara irmik, süt, katıyağ , sıvıyağ, karbonat, şeker, şamfıstığı, vanilya
1 bardak irmik yarım bardak sıvı katı yağ karışımı, 2 bardak süt, 15 gr şam fıstığı 1 vanilin, çay kaşığı ucu ile karbonat.
Sıvı
ve katı yağ ateşe konup kızdıktan sonra şam fıstığı kavrulur.
Pembeleşen fıstığın üzerine irmik ilave edilip buğday rengini alıncaya
kadar durmadan karıştırılır. Yan tarafta kaynayan süte şeker, karbonat,
vanalin ilave edilip irmiğin üzerine döküp 30-35 dakika karıştırılır.
Katılaşmaya başlayınca soğumaya bırakılır. Servise hazır hale
getirilir.
İÇECEKLER
Erik Macunu (Hoşaf)
Bardacık eriği
olgunlaştığı esnada toplanıp temizlenip kazana doldurulup pişirilir.
Marmelat şeklini alıncaya kadar kaynatılıp süzülür. Cam şişelere
doldurulup senenin her hangi bir gününde oradan bir miktar alınarak su
seker ilave edilerek çoğaltılıp içilir.
Uynuk (Ayran)
Yoğurt yayığa dökülerek
yayık sopası ile su ilave edilerek dövülür. Genişçe bir kaba dökülüp
üzerindeki yağ toplanır kalan kısmı da ayran olarak tüketilir.
Ahlat Suyu
Tam olgunlaşmış ahlatlar
temizlenir. Bir ağaç fıçının içine doldurulur üzerine su basılır. Bir
ay bekletildikten sonra içilecek miktarda çıkarılır isteğe göre şeker
ilave exdilip servise sunulur.
Ayva Komposta:
Ayva, tarçın kabuğu, şeker.
Ayvalar
kavun dilimi şeklinde soyulur. Çekirdekleri toplanıp bir tüle bağlanır.
Yeteri miktarda su ilave edilip ayva, çekirdek, tarçın kabuğu
kaynatılır. Ayvanın piştiği görüldüğü vakit şeker ilave edilip 5 dakika
kaynatılır. Soğuduktan sonra servise sunulur.